Şamil | Kategoriler | Konular

Dılencılık

DİLENCİLİK

Dinimiz, çalışmayı emir ve tavsiye
ettiği gibi, bunu üstün bir fazilet olarak görmüş,
tembelliği ve buna bağlı olarak dilenciliği de o
ölçüde kötülemiş ve yasaklamıştır.

Yoksulu doyurmak, isteyene vermek müslümanın görevidir.
Fakat, insan şeref ve haysiyetini zedeleyen, kişiliğini yok
eden, yardımsever insanların temiz duygularının
istismarına yol açan dilencilik, çirkin bir iş olarak görülmüştür.

Peygamberimiz (s.a.s.) yalnız üç sınıf
insan için istemenin helâl olduğunu bildirmiştir. Bunlar da;
bir şahıs veya topluluğa kefil olup borçlanan ve borcunu
ödeyemeyen, bütün malı bir felâketle yok olan, fakir düşen
ve fakirliği onu tanıyanlarca kabûl edilen kişilerdir.
Bunların dışında kalan ve bir günlük yiyeceği
bulunup, çalışıp kazanabilecek güce sahip birisinin
dilenmesi ise caiz görülmemiştir. (Müslim, Zekât, 109).

Peygamber Efendimiz, (s.a.s.) meslek hâline getirilen
dilenciliği şerefsizlik saymış ve şöyle buyurmuştur:

"Sizden bazıları dilenmekten asla vazgeçmez.
En sonunda kıyamet gününde bu şerefsiz kişi, yüzünde
bir et parçası kalmaksızın Allah'a kavuşur" (Müslim,
Zekât, 103).

"Her kim çok mal toplamak için, insanlardan
onların mallarını dilenir durursa, muhakkak bir ateş
parçası istemektedir... " (Müslim, Zekât, 105).

"Sizden birinizin bir kucak odun toplaması,
sonra o odun demetini sırtına yüklenip satması, kendisi için
verecek, yalnız vermeyecek bir kişiye gidip istemesinden elbette
çok daha hayırlıdır. " (Müslim, Zekât, 107).

İslâm; çalışmayan, tembel tembel
oturan, bir lokma ile bir hırkaya rıza gösteren, başkalarına
yük olan müslümanları iyi bir müslüman saymamıştır.
Yukarıdaki hadis-i şeriflerden anlaşılacağı
gibi, dilenmek ve dilenciliği bir meslek hâline getirmek
şiddetle yasaklanmıştır.

Dilencilik; tembellik ve halkın yardım
duygularını istismardan başka birşey değildir. Böyleleri
İslâmiyetin tevekkül anlayışını da kendi düşünceleri
açısından değerlendirmekten çekinmezler. Onlar, çalışmadan
oturup başkalarından bir şeyler beklemeyi tevekkül
sayarlar.

İslâm dini kadar insana benliğini, izzet-i
nefsini ve şerefini korumanın yollarını öğreten
hiçbir din, hiçbir ahlâkî sistem yoktur. İslâm'a göre ümmetin
geleceği, toplumun şeref ve namusu ne kadar önemli ise, kişinin
izzet-i nefsi de o kadar önemlidir ve mutlaka korunması gereken
birşeydir. Her müslüman bu değerli emâneti korumakla
mükelleftir. İşte bu emaneti koruyabilmek için insanlara
bütün fazilet yolları gösterilmiş, kötülüklerden sakınmaları
emredilmiştir.

Her kötülük insanın benliğinden ve
şerefinden bir şeyler alıp götürür. Hiçbir ihtiyacı
olmadığı halde el açıp dilenenlerin durumu ise daha kötüdür.
Çünkü onlar, dilenmekle, şeref ve itibarlarının kökünden
yok olmasına ve âdeta manevî müflis durumuna düşmelerine
sebep olurlar. Bunun için fakirlere, acizlere yardımı kuvvetle
emreden İslâm, fakir olmayanların, ihtiyaç içinde
bulunmayanların dilenmelerini de aynı şiddetle
yasaklamıştır.

Hz. Peygamber (s.a.s.), bir taraftan dilencilik gibi
bir kötülükten müslümanları uzak tutmaya çalışırken,
diğer taraftan onlara çalışmayı tavsiye buyurmuş
ve hiçbir müslümanın, çalışıp kazanmanın
şerefini, dilenmenin zilleti ile değiştirmemesini
istemiştir.

Osman ÇETİN


Konular