Şamil | Kategoriler | Konular

Def'ı hacet

DEF'İ HÂCET

Büyük veya küçük abdest bozmak. İslâm fıkhında
her işin bir usûlü olduğu gibi, def'i hacetin de bir usûlü
vardır.

"Temizlik imandandır" hadis-i
şerifleriyle temizliğin müslümanlar için imani bir vecibe
olduğunu bildiren Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bunu yeri geldikçe
de fiilî uygulamasıyla sahabeye anlatmışlardır.

Def-i hacet sebebiyle tuvalete girmenin âdâbı:

Tuvalete girileceği zaman, mümkünse namaz kılınan
temiz elbiseden başka bir elbise ile girilmelidir. Eğer bu mümkün
değilse, vücut üzerindeki, palto, ceket, manto, kaban ve pardesü
gibi kaba elbiseler çıkarılarak girilmelidir. Başın
kapalı olması da adaptandır. Yine tuvalete girmeden önce,
eldeki yüzükte lafzâ-i celâl (Allah c.c.'ın ismi) veya Hz.
Peygamberimizin (s.a.s.) mübarek ismi yazılı ise, ceplerinde
âyet-hadis yazılı sayfa veya Kur'ân'dan birşey varsa,
bunlar çıkarılır. Yüzük sağ elde ve Allah Peygamber
ismi yazılı ise; yüzüğün kaşını avuç
içine alıp avucu kapatarak girilmelidir. Ayrıca tuvalete
girmeden önce, eûzü-besmele çekmek, biliniyorsa şu duayı
okumak müstehabtır: "Allahümme innî eûzü bike minel hubsi
vel habâis: Allahım Erkek ve dişi bütün şeytanlardan (zararlı
her şeyden) sana sığınırım." Tuvalete
girerken sol ayakla girilir. Çıkarken de sağ ayakla çıkılır.
Çıktıktan sonra da şu dua okunur:

"Elhamdülillahillezî ahrece annî ma yü'zînî
ve ebgâ mâ yenfeunî: Bana eziyet veren şeyleri benden çıkaran
ve bana faydalı olanları geri bırakan Allah'a hamdolsun."

Tuvalete oturmanın âdâbı: Bunları
şöylece maddeler halinde sıralayabiliriz.

1) Tuvalete girdikten sonra, hâcet için oturmadan
önce, tahâret maddesi hazırlanmalıdır,

2) Avret yerleri ayakta açılmamalı, hemen
çömelirken açılmalıdır.

3) Otururken, ihracatın daha kolay olması için
sol tarafa meyledilerek oturulmalıdır,

4) Tuvalette konuşulmamalıdır.

5) Dînî ve uhrevî şeyler düşünülmemelidir.

6) Aksırılırsa, açıktan hamd
edilmemeli, kalbten, gizlice hamd edilmelidir.

7) Avret mahalline ve çıkan ihracata
bakılmamalıdır.

8) Sidiğin içine tükürülmemelidir.

9) Tuvalette ihtiyaçtan fazla kalınmamalıdır.

Def-i hâcet esnasındaki durum âdâbı:

1) Açık arazide bulunan kimse, insanların göremeyeceği
ıssız bir yer seçmeli ve imkânı varsa örtü arkasına
ya da hayvanı, arabası veya elbisesi arkasına saklanarak
hacetini gidermelidir.

2) Hacet için oturduğu zaman, önünü, güneşe,
aya, kıbleye karşı dönmemeli, bu yönlere arkasını
da çevirmemelidir. (İbn Mâce, Taharet, 17). Kapalı bina içerisinde
ise, Şafii ve Malikilere göre, buralara dönmenin bir zararı
yoktur. Ancak, Hanefî'ye göre kapalı yer dahi olsa bu yönlere karşı
önünü ve arkasını dönmemelidir. Evlerdeki helâların
buna göre yapılmasına dikkat edilmelidir. Ama
yapılmış helalar kıbleye karşı geliyorsa bu
helâlara girmekte bir sakınca yoktur.

3) İnsanların oturacağı, geçeceği
yerlere hacet etmemek gerekir. Ebu Hüreyre (r.a.)'dan rivayet edilen bir
hadis-i şerifte, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu konuda: "Çok
lânet ettiren iki şeyden sakınınız." buyurdu.
Sahabîler "İki lânet ettirici şey nedir Yâ
Rasûlallah?"dediler. Rasûlüllah: "İnsanların
yolunda yahut gölgelerinde helâsını eden kimsedir"
buyurdu. (Ahmed b. Hanbel, II, 372).

4) Durgun suya küçük su dökülmemelidir. Bu konuda
da Hz. Peygamber Efendimiz (a.s.): "Akmayan durgun suyu bevletme (küçük
su dökme) -ettikten- sonra da ondan su alıp yıkanma" (Buhârî,
Vudu, 68; Müslim, Taharet, 94-96). buyurmuştur.

5) Meyve veren ve gölge vazifesi yapan ağaçlarının
altına, gölgelik yerlere, ekin tarlalarına, çeşme ve su
kenarlarına, yollar üzerine, mescit civarına, kabristana,
karınca deliklerine ve hayvan yuvalarına su döküp, hacet
etmemek gerekir.

6) Rüzgâra karşı su dökülmemelidir. (Rüzgâr
aksi yönde estiği için elbiseye sıçrantı yapar ve
namazın sıhhatini bozar).

7) (Sıçrantılardan korunmak için) sert satıhlara
su dökmemek,

8) Ayakta su dökmemek, (zamanımızda sık
sık rastladığımız bu durumu Rasûlullah (s.a.s.)
Hz. Ömer (r.a.)'da görmüş ve "Yâ Ömer ayakta su dökme"
(Tirmizi, Tahâret, 8; İbn Mace, Tahâret, 14). diyerek O'nu bu iği
yapmaktan alıkoymuştur). Yalnız, özürlüler için, bu
konuda sıçrantıdan büyük ölçüde korunarak yapabilirler,
denmiştir.

9) Yıkanılan yerde su dökülmemelidir. Hz.
Peygamber (s.a.s.) bu durumun kalbe vesvese verdiğini söylemiştir.

Def-i Hacetten Sonra Taharet Büyük ve küçük
abdestlerden sonra temizlenmeye "istinca, İsticmar, istibra ve
istitabe" denir. İstinca, pisliklerden temizlenmeyi istemek:
İsticmar, temizlenmede taş kullanmayı istemek; istitabe,
paklanmayı istemektir. İstinca; vacip, sünnet, müstehab ve
bid'at diye dört kısma ayrılır. Bunlar sırasıyla:

a) Vacip olan istinca: Cünüp, hayız ve nifastan
gusledeceği zaman avret yerlerinin temizlenmesi ile abdestlerden
sonra dirhem miktarı necâsetin avret yerlerin taşması
halindeki istinca vaciptir.

b) Sünnet olan istinca: Çıkan necaset, avret
yerinin dışına taşmazsa, bu durumdaki istinca sünnettir.

c) Müstehap olan istinca: Yalnız küçük sudan
sonra ön tarafı yıkamak müstehap olan istincadır.

d) Bid'at olan istinca: Yellenmeden sonra yapılan
istinca abes karşılandığı için bid'at hükmüne
girer.

İstibra: Küçük abdestten sonra akıntı
ve sızıntının kesilmesine denir ki; bunu yapmak
vaciptir. İstibrayı, istincadan önce yapmak abdest ve namazın
sıhhatli olabilmesi için gereklidir. Her insanda, küçük abdestten
sonra akıntı olur. Bu akıntı bazı insanlarda çok
kısa zamanda kesilirken, bazı insanlarda da uzun zaman devam
etmektedir. Herkes kendi durumunu bildiği için, akıntısının
sonunu iyice almalı, istincayı sonra yapmalıdır.
İstibrayı tam bitirmeden abdest alınırsa, abdestten
sonra gelecek olan akıntı abdesti bozar.
Akıntının sonunu almak için yürümek, hareket etmek,
öksürmek, ayakları hareket ettirmek, yatmak ve beklemek gibi
tedbirlere başvurulmalıdır. Kadınlara istibra icap
etmez. Bir müddet beklemeleri onlar için kâfidir. Yoksa abdest aldıktan
sonra bir akıntı olursa abdest bozulur ve abdestsiz namaz
kılınmış olur. Onun içinde uhrevi azabı
gerektirir. Zira Rasûlullah "Kabir azabının çoğu küçük
abdesttendir" buyurmaktadır. (İbn Mace, Taharet, 26)

İstinca: İstibradan sonra su
bulunmadığı vakitlerde taş, değersiz bez ve pamuk
gibi şeylerle istinca yapılır. Bunların
dışında saksı, kiremit, kömür, sırça, kemik,
tezek, insan ve hayvan yiyeceği gibi şeylerle istinca yapmak
mekruhtur. İstinca yaparken sağ el kesinlikle
kullanılmamalıdır. Zira Ebu Katade Hz. Peygamber (s.a.s.)'den
şöyle buyurduğunu rivâyet eder: "Sizden biri helaya girdiği
zaman zekerini sağ eliyle tutmasın" (Buharî, Vudû', 18;
Ebû Dâvûd, Taharet,18). Ancak sol el kesilmiş veya yaralı ise
sağ elle, her ikisi de yaralı, kesilmiş ya da çolaksa bu
durumda istincasını hanımı veya cariyesi yapar. Bunlar
da yoksa bu özürlü şahıstan istinca düşer. Bu kimse
istinca yapmaz. İstinca böylece sol elle yapılır. Şöyle
ki; önce ön taraf yıkanır. Arkasından yine sol elin orta
parmağı avuç içine doğru biraz kaldırılarak (büyük
abdest yolu) yıkanmaya başlanır. En ufak bir necaset
kalmayıncaya kadar temizleme işlemi sürdürülür. İhtiyaç
olursa sol elin iki ve üç parmağı da kullanılır.
Yalnız parmak uçlarıyla taharet basurun meydana gelmesine sebep
olduğu için parmak uçlarıyla yıkanılmaz. Buradaki
yıkamada belli bir sayı yoktur. Vesvese edenler beş ya da
yedi gibi bir sayı üzerinde durmalıdırlar. Temizlik
esnasında su, haddinden fazla şiddetle çarpılmadan
yavaşça, sıçrantı yapmamasına dikkat edilerek
kullanılmalıdır. Oruçlu kimseler istinca esnasında
gevşek durmamalı, yıkanmada aşırıya
gitmemelidirler. Aksi halde makat içine su emer ve emilen bu su içeri
çekileceğinden oruç fasit olur. Buna dikkat edilmelidir.
İstincadan sonra temiz bir bezle kurulanmalıdır. Daha sonra
da akıntı olup olmadığı tekrar kontrol edilir.
Yani gerekirse istibra ve istinca yeniden yapılır. Bütün bu işlemlerden
sonra rahatça abdest alınır.

Cengiz YAĞCl


Konular