Şamil | Kategoriler | Konular

Bozgunculuk

BOZGUNCULUK

Yeryüzünde fitne, fesad ve karışıklık
çıkarmak; zulüm ve taşkınlık yaparak haddi
aşmak.

İnsan, fıtratındaki "nankörlük"
ve "zalimlik" özellikleriyle, zaman zaman Rabbine isyan ederek,
yeryüzünde bozgunculuk çıkarır, kendisi gibi eşit
şartlarda yaratılan insanları mali güç veya zorbalıkla
esareti altına almaya çalışır. Haysiyet ve
şereflerini korumak isteyenlerin direnmesi neticesinde savaşlar
çıkar ve kanlar dökülür; adetâ meleklerin çekindikleri husus
tecelli eder: "Hani Rabbin meleklere, Ben yeryüzünde bir halife
yaratacağım demişti de, melekler: Biz seni hamd ile tesbih,
takdis eder dururken; yeryüzünde fesad çıkarıp, kanlar dökecek
birini mi yaratacaksın demişlerdi." (el-Bakara, 2/30).

Meleklerin, Allah Teâlâ'nın yaratmak
istediği bu mahlûkun fıtratı ve karakteri hakkında
bir takım bilgilere sahip oldukları bu ayetten
anlaşılmaktadır. Melekler, bu bilgiyi, ister bazı
tahminlere dayanarak, ister yeryüzünde daha önceden müşahede
ettikleri tecrübelerin eseri olarak, ister basiretleri ile edinmiş
olsunlar, Âdem oğlunun yeryüzünde fesad çıkarıp kan dökeceğini
biliyorlardı.

İnsanların küfür karanlığına
batıp, güçsüzlerin zulüm ve işkenceler altında
ezildikleri bir ortamda, insanlara bir kurtuluş ümidi olan İslâm
dini, tarih içinde yaşanan bu acıklı olayların bir
daha yaşanmaması için, yeryüzünde fitne ve fesad ile
bozgunculuk çıkarmayı yasaklamıştır.
Kur'an-ı Kerîm'de "fitne; katl (adam öldürme)'den daha
büyük bir cürüm" olarak kabul edilmiştir. (el-Bakara, 2/191
).

Allah Teâlâ, Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s.) aracılığıyla
gönderdiği kitapta şöyle buyurarak İslâm'a gönül
verenleri bu hususta uyarmıştır. "Sizden önceki
nesillerin ileri gelenleri, yeryüzünde bozgunculuğa engel
olmalı değil miydiler? Onların içinden bizim kurtardıklarımızın
sayısı pek azdır. Zalimler yalnız kendilerine verilen
(dünyevî refahın) ardına düştüler. Onlar ki günahkâr
insanlardı." (Hûd, 11/116).

"Allah bozgunculuk yapanları sevmez" (el
Mâide, 5/64) Çünkü bozgunculuğun ancak kâfir, münâfık ve
müşriklerin özelliklerinden olduğu ayetlerden
anlaşılmaktadır. Peygamberler tarihine
baktığımızda, her peygamberin, kavmindeki
bozguncularla sürekli uğraştığını ve fakat
sonuçta Allah'ın yardımıyla peygamberin ve müminlerin
zafer elde ettiklerini, bozguncuların ise sonunda helâk olduklarını
görürüz.

Kur'an-ı Kerîm'de yer alan peygamberler ve
tevhîd mücadeleleri, günümüze ışık tutacak
canlılığa sahiptir. Çünkü bu gün de insanlar ilâhî
nizamı terkedip beşerî sistemlerin karanlığında
boğulup gitmektedir. Bugün de güçlüler çeşitli bahanelerle
zayıfları ezmek istemektedir. Aşağıdaki ayetler,
konuyla ilgili olarak açık ve net bilgiler veriyor.

Semûd kavmine* peygamber olarak gönderilen Hz. Salih
(a.s.) onlara: "Allah'ın sizi ad kavminin* yerine
getirdiğini, ovalarında köşkler kurup,
dağlarında kayadan evler yonttuğunuz yeryüzüne yerleştirdiğini
hatırlayın; Allah'ın nimetlerini anın ve yeryüzünde
bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın"
dedi." (el-A'râf, 7/74) O'nun bu uyarısına rağmen
kavmi isyan edip sonuçta Allah'ın azabıyle helâk oldular.

Kavmindeki sapıklarla mücadele eden Hz. Lût* (a.s.)
da bütün uyarılarına rağmen yaptıkları
iğrenç davranıştan vazgeçmeyen kavmi için şöyle
dua etti: "Rabbim! bozgunculara karşı bana yardım
et" (el-Ankebût, 29/30) O'nun bu duası üzerine Hz. Lût ile
O'na inanmış yakınlarından başka bütün bir
kavim, yağmurlar ve çamurlu taşlar yağmasıyla helâk
oldular. Tahminen bu hadise bir volkanik mûcize şeklinde tecelli
etmiş ve şehri altüst ederek yıkmıştı.

Önceki milletlerin başına gelenleri
hatırlatarak, kavminin hidayetini isteyen Hz. Şuayb (a.s.) da
onlara: "Allah'a inananları tehdid edip, (onları)
Allah'ın yolundan menederek ve o yolun eğriliğini arayarak,
her yolda pusu kurup oturmayın. Az iken Allah'ın sizi çoğalttığını
hatırlayın ve bozgunculuk yapanların sonunun nasıl
olduğuna bir bakın" demişti. (el-A 'râf, 7/86). Ama
Medyen halkı da Hz. Şuayb'ı dinlememiş ve yeryüzünde
fesad çıkarmalarının cezasını çekmişlerdi;
onları bir sarsıntı yakalayıvermiş ve
oldukları yerde diz üstü kalıp helâk olmuşlardı.

Daha sonra tarih gündeminde, Hz. Musa'nın (a.s.)
Firavun'a karşı verdiği tevhîd mücadelesine şahit
olmaktayız. Ancak Hz. Musa'nın karşısında bir
değil üç düşman vardı; Bunların en büyüğü
azgın ve zalim bir diktatör olan Firavun idi. Cürümlerin en
çirkinini işleyen, insanları kendisine köle kılan,
İsrailoğullarının erkek çocuklarını
öldürüp kızlarını ise serbest bırakan bu hükümdar,
hatta o, taşkınlık ve kibirde, "İşte ben
sizin en yüce Rabbinizim!" (en-Nâziât, 79/24) diyecek kadar haddi
aşmıştı. İkincisi Hâmân idi: Firavun'un oyunlarını
tertipleyen, zulmüne ve azgınlığına
yardımcı olan veziri idi. Diğeri ise Karun'dur. Hz.
Musa'nın kavminden olduğu halde, servetine ve ilmine aldanarak
azıtan, şımaran; insanları maddî gücü sayesinde
baskısı altına almak isteyen bir maddeperest... Konuyu
aydınlatan ayetlerde onların bu özellikleri açık bir
şekilde görülmektedir.

"Firavun memleketinin (Mısır)
başına geçtiğinde insanları bölük bölük ayırdı.
Onlardan bir kısmının (İsrâiloğulları)
erkek çocuklarını boğazlayarak öldürüyor; kızlarını
ise sağ bırakıyordu; çünkü o bozguncunun biriydi. "
(Kasas, 28/4).

"Andolsun ki Biz Musa'yı mûcizelerimizle ve
apaçık bir hüccetle, Firavuna, Hâmân'a ve Karun'a gönderdik de,
(ona) çok yalancı bir sihirbaz dediler" (Mümin, 40/23, 24).

"Karun, Musa'nın milletindendi; ama onlara
karşı azgınlık etti. biz ona anahtarlarını güçlü
bir topluluğun zor taşıdığı hazineler
vermiştik. Milleti ona, böbürlenmek şüphesiz ki Allah
böbürlenenleri sevmez. Allah'ın sana verdiği şeylerde
ahiret yurdunu da gözet; dünyadaki payını da unutma.
Allah'ın sana ihsan ettiği gibi sen de insanlara iyilikte bulun;
ve yeryüzünde bozgunculuk yapma, doğrusu Allah bozguncuları
sevmez demişlerdi" (el-Kasas, 87/77).

Karun, kavmindeki iyi kimseler tarafından
yapılan bu tavsiyelere aldırmayarak kibir ve gururla,
"Bunlar bana, ancak bendeki bilgiden ötürü verildi."demişti.
(el-Kasas, 28/78) Ayetin devamında, Allah Teâlâ şu
ikazıyla buyuruyor ki: "Bilmez mi ki, Allah önceleri ondan daha
güçlü ve malı daha fazla olan nice nesilleri yok etmiştir. Suçlulardan
günahları sorulmaz" (el-Kasas, 28/78) Kârun ve benzeri
mücrimler Allah katında, işledikleri günahtan ötürü sorguya
çekilmeyecek kadar önemsizdirler.

"Nihayet onu da sarayını da yerin dibine
geçirdik. Allah'a karşı kendisine yardım edecek kimsesi
olmadığı gibi kendisini koruyabilecek bir halde de
değildir." (el-Kasas, 28/81).

Kârun, bütün mal varlığıyla birlikte
yerin dibine geçirilirken, çeşitli mucizelere rağmen iman
etmeyen, kurulu küfür ve zulüm düzeninin bozulmasını
istemeyen Firavun, askerleriyle birlikte Hz. Musa ve O'na inananların
peşine düşmüştü. Ancak sonunda helâk olan yine kendisi
ve yandaşları oldu.

Allah'ın yardımıyla kendilerini hürriyete
kavuşturan Hz. Musa'ya (a.s.) karşı
İsrailoğullarının isyanı ise, bir başka yönden
ilgi çekicidir. Ağır zulümler altında ezilen bu insanlar
rahata kavuşunca Allah'ın peygamberine baş
kaldırmaktan çekinmediler. Öyle ki; Hz. Musa'nın
yokluğunu fırsat bilip, kendi elleriyle yaptıkları
buzağı putuna bile taptılar. Onların ne
yapacağını ilm-i ezelîsiyle bilen Allah Teâlâ, Hz.
Musa'ya gönderdiği kitabı kasdederek, şöyle buyurmaktadır:

"İsrailoğulları'na kitapta
doğrusu, yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacak ve kibirlendikçe
kibirleneceksiniz diye bildirdik" (İsrâ, 17/4) Nitekim onlar
kendilerine peygamber olarak gönderilen Hz. İIyas (a.s.) ve Hz.
Elyesa'a (a.s.) isyan etmişler; Hz. Zekeriyya (a.s.) ve Hz. Yahyâ'yı
(a.s.) şehit ederek, Hz. İsâ'yı da öldürmeğe
kalkışmışlardı.

İsrâiloğullarının karakterini
belirleyen bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "İsrâiloğulları'ndan
sağlam bir teminat almış ve onlara peygamberler göndermişizdir.
Ne zaman kendilerine o peygamberler nefislerinin
hoşlanmıyacağı bir şey getirdiyse bir
takımını yalanladılar, bir takımını da
öldürdüler." (el-Mâide, 5/70).

Oysa ki Allah Teâlâ İsrâiloğulları'na
gönderilen kitapta şunları bildirmişti: "Kim bir
kimseyi, bir kimseye veya yeryüzünde çıkardığı
bozgunculuğa karşılık olmaksızın
öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur"
(el-Mâide, 5/32).

İsrâiloğulları'nın asırlarca
değişmeyen karakteri Hz. Peygamber (a.s.) zamanında da gün
yüzüne çıkacak ve bir zamanlar "Allah fakirdir; biz ise
zenginiz" (Âli İmrân, 3/181) diyen bu kimseler, bu kez de,
" Allah'ın eli sıkıdır" diyeceklerdi.
Konuyla ilgili ayette tespit edilen gerçek şudur: "Yahudiler
Allah'ın eli sıkıdır dediler. Bu sözlerinden ötürü
elleri bağlansın, onlara lânet olsun. Hayır O'nun iki eli
de açıktır, dilediği şekilde sarfeder. Andolsun ki,
sana Rabbinden indirilen sözler onların çoğunun
azgınlığını ve inkârını
artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar
sürecek düşmanlık ve kin saldık. Savaş ateşini
ne zaman körüklediyseler Allah onu söndürdü. (Onları yenilgiye
uğrattı) Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar.
Allah ise bozguncuları sevmez" (el-Mâide, 5/64) Bu lânetten
dolayı yahudiler, mal bakımından yaratıkların en
cimrileridir.

Tarihte yaşanılan bozgunculuklar Hz.
Peygamber (s.a.s.) devrinde de yaşandı. Rivayetlerde Abdullah b.
Übey b. Selûl ve benzeri münafıklar olduğu bildirilen
bazı kimseler, insanlar arasında fitne çıkarıyor ama
bunu suç görmeyecek kadar da küstahlık ediyorlardı.
"Onlara yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın denildiği
zaman Biz ancak ıslah edicileriz derler. Dikkatli ol! Muhakkak onlar
bozguncuların ta kendileridir. Fakat bunu anlamazlar ki... "
(el-Bakara, 2/11, 12).

Münafıkların ne derece fesad unsuru
olduğunu belirleyen diğer bir ayette şöyle buyurulur.
"Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna
giden, pek azılı düşman iken kalbindekine Allah'ı
şahit tutan; işbaşına geçince de yeryüzünde
bozgunculuk yapmağa, ekini ve nesli yok etmeğe çabalayan
insanlar vardır. Oysa Allah bozgunculuğu sevmez."
(el-Bakara, 2/204, 205). Bu ayet, münafıklardan, tatlı dilli
fakat çok canî biri olan Ahnes b. Şureyk hakkında nazil
olmuştur.

Buraya kadar aktarılan bilgiler, ilâhî nizamı
terkeden, yeryüzünde fitne ve fesat çıkaranların herhâlûkârda
cezalandırıldığını göstermektedir. Allah
Teâla, Kur'an-ı Kerîm'de, yaşanmış olan bu
olayları İslâm toplumuna haber vererek, insanları
bozgunculuktan sakındırmıştır. "Îyi bir
hale getirilmişken, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a
korkarak ve umutla yalvarın. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyi
davrananlara yakındır. " (el-A'râf, 7/56).

Allah Teâlâ, peygamberleri aracılığıyla
gönderdiği ilâhî nizama tabi olan, takva sahibi kullarına
şu müjde ile hitab eder. "Ahiret yurdunu, biz, yeryüzünde
böbürlenmeyi ve bozgunculuğu istemeyen kimselere veririz. Ve (güzel)
âkıbet takva sahibi kimselerindir." (el-Kasas, 28/83).

Mehmet Emin AY


Konular