Şamil | Kategoriler | Konular

üç talak

ÜÇ TALAK

Erkeğin eşini, üç talak hakkını
aynı anda veya bir temizlik içinde kullanarak boşaması.

Dinimiz, nikahı meşru gördüğü gibi
talakı (boşamayı) da meşru görmüştür. Ancak
evlenmeyi teşvik etmiş, boşamayı hoş görmemiştir.
Çünkü birincisinde bir yuva kurma, tenasüle adım vardır.
İkincisinde ise bir yuvaya son vermek, çocukları ortada
bırakmak, insanları yalnızlığa itmek vardır.
Ama dinimiz buna rağmen boşanmayı kabul etmiştir.
Çünkü bütün olumsuzluklarına rağmen, boşanmak zarûret
halini alabilir. Bütün iyi yönlerine rağmen evliliği sürdürmek
imkansız hale gelebilir. Birbirini sevmeyen, sıcak aile
yuvalarını bir işkencehane haline getiren eşlerin ne
pahasına olursa bu evliliği sürdürmelerini istemek, insan tab'ına
aykırıdır. Fayda yerine zarar getirir. Daha kötü
olumsuzluklara, hatta cinayetlere sebep olabilir. İşte bunun için
dinimiz, boşanmayı meşru kabul etmiştir. Fakat
öngördüğü tedbirlerle boşanmayı asgariye indirmeyi,
başka çare kalmadığında bu yola başvurmayı
hedeflemiştir. Bu hedefi gerçekleştirmek için iki yol izlenmiştir.

1- Allah ve rasûlü Müslümanı boşamaktan
uzak tutmak için tavsiyelerde bulunmuş ve Allah'ın
boşamadan hoşlanmadığını özellikle vurgulamıştır.
Bir âyette Allah (c.c) geçimsizliğe sebep olan kadınları
ıslah için, nasihatle başlayan ve son halkası boşama
olan bir tedbirler zinciri öngörmüştür (en-Nisâ, 4/34).
İşaret ettiğimiz bu âyet-i kerîmede Cenab-ı Allah
boşamayı son çare olarak göstermiştir. Peygamber
Efendimiz de, bir çok hadisinde insanları boşamaktan uzak
tutmak için telkînatta bulunmuştur. Meselâ bir hadisinde şöyle
buyuruyor Allah rasûlü: "Helallerin Allah'a en sevimsiz olanı
talaktır." (Ebû Davud, Talak, 3; İbn Mâce, Nikâh, 1;
Beyhakî, Sünenü'l-Kübrâ, VII, 322; Hakim, Müstedrek, II, 196).

2- Boşama olayını bir çırpıda
gerçekleştirmeyi değil belirli bir zaman dilimine yaymayı
esas almıştır. Böylece ani bir öfke ve tehevvür
neticesinde evliliğe son verme yolunu tıkamış, ancak
gerçek manada boşama ihtiyacı duyanların bu yola
başvuracakları bir sistem koymuştur. Bir âyetinde Allah
(c.c) "Boşamak ikidir, bunlar ya iyilikle tutmak veya güzel ve
adaletli bir şekilde salıvermektir..." (Bakara, 2/229)
buyurmaktadır.

Hanefi mezhebine mensup bilginler talakı üç
grupta mütâlaa etmektedirler. Bunlar:

a- Ahsen (en güzel) talak: Karısını
boşamak isteyen bir kimse, hanım âdetten temizlendikten sonra
ve onunla cinsi ilişki kurmadan bir defa boşar ve
bırakır. İkinci bir defa boşamaz. Bu durumda, verilen
talak ric'î (bkz. talak) ise ve henüz iddet bitmemişse, koca
isterse karısına döner ve evliliklerini sürdürürler. Bâin
(bkz. talak) ise veya iddet bitmişse, taraflar kendi
rızaları ile dilerlerse yeniden bir nikah kıyarak tekrar
evlenirler. Böylece yuvanın dağılması, çocukların
perişan olması önlenmiş olur. İşte eşlere,
başkaca bir muameleye ihtiyaç olmadan aileyi kurtarma imkanı
verdiği için bu boşama ahsen boşama kabul edilmiştir.
Bazı müellifler bu şekilde boşamaya sünnî talak tabirini
kullanmaktadırlar (bkz. İbn Kudâme, el-Muğnî, VIII, 236).

b- Hasen (güzel) talak: birinci şıktakine göre
biraz daha hoş karşılanmayan ama yine sünnete uygun olan
ikinci boşama şeklidir: Bunun usûlü de şöyle olur: Karısını
boşamak isteyen kişi, hanım âdetten temizlendikten sonra
ve onunla cinsî ilişki kurmadan bir kez boşar ve beklemeye
başlar. Hanım tekrar âdet olup temizlenince yine ilişki
kurmadan tekrar boşar. Hanım üçüncü kez âdet olup
temizlendikten sonra ve ilişki kurmadan üçüncü defa boşar.
Artık bu son boşamadır. Bu boşama şeklinin güzel
görünmesine sebep, kesin boşamanın üç aya serpiştirilerek
gerçek anlamda geçinmenin imkansızlığına delil
teşkil etmesidir. Çünkü birinci ve ikinci boşama tekrar bir
araya gelmelerine engel olmayacağı için, koca veya taraflar pişmanlık
duyup boşamaktan vazgeçerlerse evliliklerini sürdürebilirler. Ayrıca
kızgınlık ve kırgınlıklar üç ay gibi bir
süre devam etmeyeceği için sebepsiz yere bir hiç uğruna
yuvaların yıkılması önlenmiş olur.

Hanefiler bu boşama şekline sünnî talak
demektedirler. Yine Hanefîlerden Kerhî, talakı üçe değil
ikiye ayırmakta, anlatılan bu iki şekle sünnî aşağıdaki
üçüncü kısma da bid'î demektir (Abdülganî el-Meydânî,
el-Lübâb Şerhu'l-Kitap, III, 37).

c- Bid'î talak: Bu boşama şekli
Kur'an'ın ve Hz. Peygamber'in öngördüğü ve tavsiye ettiği
boşama tarzına terstir. Bid'î boşama Hanefi ve Mâlikî'lerde
zamanda ve adette olmak üzere iki çeşittir. Şâfiilere göre
ise sadece zamanda söz konusudur (el Merginânî, el-Hidâye, II, 227;
İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid ve Nihâyetü'l-Muktesıd,
II, 64).

ca- Zaman açısından bid'î boşama: Bir
kimsenin hanımım âdet halinde iken veya âdetten temizlendikten
ve cinsi ilişki kurduktan sonra boşamasıdır. Bu, bütün
mezheplere göre biddî'dir.

cb- Adet açısından bid'î boşama: Bir
çırpıda veya bir temizlik içerisinde üç defa boşamaktır.
Yani üç talak hakkının hepsini aynı anda veya aynı
temizlik içerisinde kullanmaktır. Bu tür bir boşama Şâfiîlere
göre bid'î sayılmaz. Diğerlerine göre bid'îdir
(el-Merginânî, Hidâye, I, 226, 227; İbn RüŞd a.g.e., II, 64;
el-Mevsılî, el-İhtiyâr, III, 121).

Bu boşama şekillerinin bid'î olmasına
sebep, birincisinde Hz. Peygamber'in bu şekildeki bir
boşamayı men etmesinin yanı sıra, âdet hali genelde
kadından uzaklaşma ve rağbetin azaldığı bir
hal olduğu için, kocanın boşamaya daha kolay yönelmesine
imkan vermesidir. İkinci şekilde de hem yukarıda
işaret edilen âyete zıt olduğu hem de bir hata
edilmişse, hatayı telâfi imkanını ortadan
kaldırdığı içindir.

Bid'î talakın sünnete uygun olmadığı
ve hanımını bu şekilde boşayan kişinin günah
işlediğinde ulema arasında ihtilaf mevcut değildir.
Ancak bilginler, bu şekildeki bir boşamanın geçerli olup
olmadığında, geçerli ise kaç talak sayıldığı
konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bid'î talakın birinci maddesi,
yani zaman bakımından bid'î olan, konumuzun dışındadır.
Onun için sadece, hayız halinde iken veya hayızdan
temizlendikten ve cinsî ilişki kurulduktan sonra verilen
talakın alimlerin cumhûruna göre geçerli olduğuna işaret
edip konumuz olan ikinci şık üzerinde duracağız.

Konuyu önce boşamanın zifaftan evvel ve
zifaftan sonra olması durumuna göre ikiye bölmek gerekir:

1- Bir kişi nikahlandığı
karısını daha zifafa girmeden önce üç talakla koşarsa,
kullandığı ifadelere göre hüküm verilir. Şayet
"boş ol" sözünü ayrı ayrı telaffuz ederek üç
kez tekrarlarsa, bununla tek talak meydana gelir. Hanefî mezhebinin
görüşü budur. İshak b. Râhûye, Hasenü'l-Basrî ve İbn
Abbas'ın talebeleri de bu görüştedir (el-Merğınânî,
a.g.e.; Şevkânî, Neylü'l Evtar VI, 260). Böyle değil de, tek
çırpıda, "sen üç defa boş ol" derse, üç
talak birden vakî olur.

2- Zifaftan sonra aynı anda verilen üç talakın
hükmünün ne olduğu konusunda üç görüş nakledilmektedir:

a- Üç talak vakî olur. Ashap ve tâbiûnun cumhuru
(büyük çoğunluğu), dört mezhep imamı ve bu mezheplere
mensup bilginlerin ileri gelenleri bu görüştedir. Delilleri, Kur'an
ve sünnettir. Talaktan bahseden âyetlerin mutlak oluşu, tek talak
üç talak gibi bir ayrımın yapılmaması her türlü
talakın vakî olacağına delil
sayılmıştır. Üç talakın hepsinin geçerli olduğunu
gösteren hadisler hayli fazladır. Şimdi bu hadisleri görelim:

Sehl b. Sa'd'den rivâyet edildiğine göre,
Uveymir el-Aclânî karısı ile lianlaştı (bkz. Lian).
Sonra "Ya Rasûlüllah! Onu tutarsam yalan söylemiş
olurum" dedi ve üç talakla boşadı (Şevkânî,
a.g.e., VI, 256).

Bu haberin delil olma yönü, Hz. Peygamber'in
huzurunda yapılan üç talakla boşamayı
yadırgamaması, sahabînin bu tür bir boşama ile
hanımından ayrılışını tasvîb
etmesidir.

Ancak bu hadisle istidlal pek sıhhatli olamaz.
Çünkü lian neticesinde zaten ayrılık meydana gelir, yeniden
bir boşamaya ihtiyaç yoktur.

Abdullah İbn Ömer, hanımım hayz halinde
iken boşamıştı. Sonraki iki temizlik halinde iki talak
daha verecekti. Hz. Peygamber buna muttalî olunca yaptığının
sünnete uygun olmadığını, dolayısıyla
karısına dönüp isterse tekrar boşamasını
tenbihledi. Bunun üzerine İbn Ömer: "Ya Rasûlüllah! Onu üç
talakla boşasam ona tekrar dönmem bana helal olur mu?" dedi.
Hz. Peygamber (s.a.s) "Hayır senden tamamen
ayrılmış olur ve ayrıca günahtır" buyurdu
(Beyhakî, VII, 330; es-Sevkânî, Neylü'l Evtâr, VI, 256).

Görüldüğü gibi bu hadiste Hz. Peygamber aynı
anda verilen üç talakın şerîatın istediği
şekle uygun olmamakla beraber geçerli olduğunu haber
vermiştir.

Mücahid'in şöyle dediği rivâyet edilmiştir:
İbn Abbas'ın yanında idim. Ona bir adam gelip,
karısını üç talakla boşadığını söyledi.
İbn Abbas sustu, öyleki karısını ona göndereceğini
zanettim. "Sizden birisi kalkar, ahmaklık yapar. Sonra da
"Ya İbn Abbas! Ya İbn Abbas" der (çare bulmamı
ister). Allah (c.c) "Kim Allah'tan korkarsa, Allah onun için bir çıkış
(yolu) kılar" buyurmuştur. Sen Allah'tan korkmadın ki
ben sana bir çıkış bulayım. Sen Rabbine isyan ettin,
karın da senden ayrıldı. Allah (c.c): "Ey Peygamber!
Kadınları boşadığınız zaman,
onları iddetleri içinde boşayın" (et-Talak, 65/1)
buyurdu" dedi (Ebû Davud, Sünen, Talak, 9-10).

Saîd b. Cübeyr'den rivâyet edildi: Bir adam karısını
bin defa boşadı. İbn Abbas: "Bundan üçü sana yeter,
dokuz yüz doksan yedisini bırak" dedi (Şevkânî, a.g.e.,
IV, 258; Dârakutnî'den naklen).

Saîd b. Cübeyr'den rivâyet edildiğine göre:
İbn Abbas (r.a)'a karısını yıldızlar
sayısınca boşayan bir adamın durumu soruldu: "Sünnete
uymadı, karısı temelli ayrıldı" cevabım
verdi (Şevkânî, a.y.).

İbn Mes'ud'tan rivâyet edilmiştir:
Kendisine, bir gün önce karısını yüz kez boşayan
bir adamın haberi verildi. Adama:

-Onların hepsini bir seferde mi söyledin?

-Evet.

-Karının senden temelli ayrı
olmasını mı istedin?

-Evet.

-Öyleyse o dediğin gibidir (senden temelli
ayrılmıştır) (Şevkânî, a.g.e., VI, 259,
Beyhakî ve Abdurrezzak'tan naklen).

Ubâde b. Sâmit'ten şöyle dediği rivâyet
edilmiştir:

"Dedem hanımını bin talakla
boşadı, Rasûlüllah'a gidip durumu haber verdim. Rasûlüllah
(s.a.s) "Deden Allah'tan korkmadı. Bu talaklardan üçü ona
aittir. Kalan dokuz yüz doksan yedisi zulüm ve düşmanlıktır.
Allah dilerse ona azab eder, dilerse bağışlar"
buyurdu."

Bu hadisin başka bir rivâyetine göre Hz.
Peygamber: "Baban Allah'tan korkmadı ki, Allah onun için bir çıkış
bulsun. Hanımından sünnete uygun olmamakla beraber üç talakla
ayrıldı. Kalan dokuz yüz doksan yedisi onun boynunda günahtır"
buyurdu" (Abdürrezzak, III, 339; Dûrakutn, IV, 20; el-Heytemî,
Mecmau'z-Zevâid, 338; es-Sevkânî, a.g.e., IV, 261).

Ancak, bu rivâyete Ubade'nin babasının
İslâm'a yetişemediği, dedesinin nereden
yetişeceği söylenerek itiraz edilmiştir (Şevkânî,
a.y.).

Ebû Seleme b. Abdirrahman'tan rivâyet edildiğine
göre, Kays'ın kızı Fatıma kendisine şöyle haber
vermiştir: Kocası Ebû Hafs b. Muğîre kendisini üç
talakla boşayıp Yemen'e gitti. Halid b. Velid bir grupla
birlikte, ümmü'l-mü'minîn Meymûne'nin evinde olan Hz. Peygamber'e
gelip: Ebû Hafs karısını üç talakla boşadı.
Onun için nafaka var mı?" dediler.

"Rasûlüllah (s.a.s) "Onun için nafaka yok,
onun iddet beklemesi gerekir" buyurdu (Müslim, Talak, 38-48 hadis
no: 1480; Ahmed IV, 412).

Bu rivâyetin delâlet yönü şudur: Şayet bu
boşama ile hiç talak vaki olmasaydı veya bir tek ricî talak
olsaydı, Hz. Peygamber (s.a.s) kadının barınma ve
nafakasını kocasına yüklerdi. Böyle yapmadığına
göre, demek ki, üç talak saymıştır (Şeltut-Ali Sâyis,
Mukaranetü'l-Mezâhib fı Fıkhı'l İslâmî, 81).

Muhammed b. Lebid'den rivâyet edilmiştir: Rasûlüllah
(s.a.v)'e bir adamın karısını bir anda üç talakla boşadığı
haber verildi. Efendimiz öfke ile kalktı ve "Daha ben
aranızda iken Allah'ın kitabıyla oyun mu oynuyor?"
buyurdu (Nesâî, VI, 142; Şevkânî, VI, 255).

İbn Kesîr ve İbn Hacer bu hadisin
ravilerinin güvenilir kişiler olduğunu söylemektedirler. Hz.
Peygamber'in adama bu derece öfkelenmesi, onun bu sözlerle talakı
geçerli saydığına delil sayılmıştır.

Hasen b. Ali, karısı Aişe
el-Has'amiyye'yi boşamış, sonra pişmanlık duyup
şöyle demiştir: "Eğer dedemin,
"Karısını iddet içerisinde üç talakla boşayan
bir kimse, bir daha ona dönemez" dediğini duymamış
olsaydım, ona tekrar dönerdim" (Beyhakî,
es-Sünenü'l-Kübrâ, VII, 257; el Heytemî, Mecmau'z-Zevâid, IV, 330).

Görüldüğü gibi gerek Hz. Peygamber'den,
gerekse ashaptan rivâyet edilen bu hadis ve haberlerin tümü ya doğrudan
ya da delâlet yoluyla aynı anda verilen üç talakın üçünün
de geçerli olduğunu göstermektedir. Bu rivâyetlerin sayısı
da hayli kabarıktır. Bunların hepsini buraya
aktarmamızın sebebi, konunun ehemmiyeti ve üzerindeki görüş
ayrılıklarıdır. Bu hadisler içerisinde isnat bakımından
tenkide uğrayanlar olmuştur. Fakat bu kadar rivâyetin hepsi zayıf
olsa bile, birbirlerine takviye ederek sağlam bir hadis hükmü kazanırlar.
Zaten ulemanın kahir ekseriyetinin bu rivâyetler istikametinde
görüş sahibi olması da bunu gösterir.

b- Tek talak vakî olur: Ebû Mûsa, Hz. Ali den bir
rivâyet, Tâvûs, Atâ, Câbir b. Zeyd, Ahmed b. Isâ, İbn Teymiye,
İbn Kayim el-Cevziyye, bir rivâyete göre İbn Abbas, İbn
Mes'ud, Abdurrahman b. Avf, İbn Zübeyr ve Zeydîler aynı anda
verilen üç talakın tek talak sayılacağı görüşündedirler
(İbnü'l-Kayyim, a.g.e., V, 248; Şevkânî, a.g.e., VI, 260;
Şeltut, a.g.e., 80).

Bu görüş sahiplerinin delilleri de Kur'an ve sünnettendir.
Kur'an'dan delilleri, yukarıda işaret edilen Bakara sûresinin
229. âyetidir. Bu âyet zifaftan sonraki boşamanın iki çeşit
olup bunlardan birisinin, kocaya karısına dönme imkânı
veren, diğerinin de kocaya bu imkânı vermeyen talak
olduğuna delâlet etmektedir. Âyette Allah (c.c) talakın iki
defa olduğunu bildirmektedir. Araplar bu ifadeden, bir şeyin iki
defa olmasının ancak ayrı ayrı iki defada
olabileceğini anlarlar. Nitekim, namazdan sonra otuzüç defa
sübhanellah" demek, bu sözü otuz üç kez" tekrarlamakla
olur. "Otuz üç kere sübhanellah" denilmekle sadece bir kez
söylenmiş sayılır. Bunun daha başka misalleri de
vardır. O halde, bir çırpıda "iki defa veya üç defa
boş ol" demekle ancak bir talak gerçekleşir (İbnü'l-Kayyim
el-Cevziye, Zâdü'l-Mead, V, 244, 250).

Bu görüş mensuplarının sünnetten
dayandıkları delillerde şunlardır: İbn Abbas'tan
rivâyet edildiğine göre, Rükâne bir rivâyette Ebû Rükâne karısını
bir mecliste üç talakla boşadı. buna son derece üzüldü. Hz.
Peygamber (s.a.s) kendisine: "Nasıl boşadın?"
diye sordu. Rükâne, "Bir mecliste üç defa" karşılığını
verdi. Bunun üzerine Rasûlüllah, "Bu sadece birdir, ona dön"
buyurdu (Ebû Davud, Talak 9-10; Ahmed b. Hanbel, I, 265; Beyhakî,
es-Sünenu'l-Kübrâ,VII, 339).

Tâvûs, İbn Abbas (r.a)'dan şöyle dediğini
rivâyet etmiştir:

"Üç talak, Rasûlüllah (s.a.s), Ebû Bekir ve
Ömer'in halîfeliğinin ilk iki yılında tek
sayılıyordu. Ömer b. Hattab (r.a) "İnsanlar,
kendileri için vakar olan bir konuda acele ediyorlar. Onu kendilerine
geçerli sayalım bari' dedi ve geçerli saydı." (Şevkânî,
a.g.e., VI, 258).

Tâvûs'tan şöyle dediği rivâyet edilmiştir:

Ebû Sahbâ, İbn Abbas'a (r.a): -Üç talakın
Hz. Peygamber ve Ebû bekir zamanlarında ve Ömer'in halîfeliğinin
ilk yıllarında tek sayıldığını bilmiyor
musunuz?

-Aynen böyle idi (Müslim, Talak, 1472, Ebû Davud,
Talak, 9-10; Ahmed, I, 314).

(Bu hadisin Ebû Davud'tâki rivâyetinde, Ebû
Sahbâ'nın sorusunun henüz zifafa girilmeyen bir kadının
boşanması ile ilgili olduğu görülmektedir. Bu rivâyet bu
şekliyle, üzerinde durduğumuz görüş için delil olmaz).

Görüldüğü gibi bu rivâyetler aynı anda
verilen üç talakın tek sayıldığına delalet
etmektedir. Ancak bu rivâyetler karşı görüş sahipleri
tarafından tenkide tabi tutulmuştur. Bu tenkidleri beş
maddede toplamak mümkündür:

1- İbn Abbas'tan rivâyet edilen haberler
muzdariptir. İbn Elbbas'tan konu ile ilgili olarak gelen rivâyetlerin
birbiri ile tam bir çelişki arzettiği görülmektedir. Bu
rivâyette Hz. Ömer'in ilk iki yılına kadar aynı anda
verilen üç talakın tek sayıldığını söylerken,
önceki rivâyetlerde bizzat kendisinin böyle bir talakı üç saydığı
ifade edilmektedir. Ayrıca üç talakı tek sayan rivâyet,
birçok ravi tarafından rivâyet edilen hadislere ters düşmektedir.
Dolayısıyla bu rivâyet, muzdarip şekliyle o rivâyetlere
tercih edilemez.

İkinci görüşü benimseyenler, öncekilerin
onun fetvası; sonrakinin ise rivâyeti olduğunu, rivâyeti ile
fetvasının çelişmesi halinde rivâyetin delil olduğunu
söylerler (geniş izah için bkz. İbnü'l-Kayyim, İ'lâmu'l
Muvakkıîn, III, 38).

2- İbn Abbas'ın "üç talak"
sözünden maksat, "elbette, kesinlikle" boşamaktır.
Nitekim Rükâne hadisinin meşhur rivâyetinde bu ifâde yer almış,
Rükâne ısrarla bu sözle niyetinin tek talak olduğunu
vurgulamıştır.

3- Bu hadisteki üç defa boşamaktan maksat,
"sen boşsun" sözünü peşi peşine üç kez
tekrarlamaktır. Bu durumda ikinci ve üçüncü tekrarların ilk
talakın tekidi için olması halinde her üçü tek, ama
sonrakilerin talakı tekrar için verilmesi durumunda üç olur. Buna
göre, Hz. Ömer'in halifeliğinin ikinci yılının
sonuna kadar aynı anda üç talakı verenlerin maksatları
birinci talakı te'kitti. Onun için tek sayılıyordu. Ama
Hz. Ömer, halifeliğinin ikinci yılından sonra
insanların adedi çoğaltmak için birden fazla talakı
aynı anda verdiklerini görünce, bunu üç saydı.

4- İbn Abbas hadisinin hiç zifafa girilmemiş
kadının boşanması ile ilgili olması muhtemeldir.
Nitekim Saîd b. Cübeyr, Tâvûs, Atâ ve Amr b. Dînar bu görüştedirler.

5- İslâm'dan önce Araplar karılarını
diledikleri kadar boşarlar, sonra tekrar geri alırlardı. Bu
hal kadınlar için bir işkence idi. Kur'an-ı Kerîm bunu
yasakladı ve boşamanın iki defa olacağını
bildirerek Arapların bu uygulamasını yasakladı ve üç
talakla boşanan kadınlara bir daha dönülemeyeceğini
bildirdi (el-Bakara, 2/229). İşte İbn Abbas'ın haber
verdiği üç talaktan sonra rücû imkanının
varlığını bildiren rivâyet bu âyetin inmesinden
önceye aittir (Şevkânî, a.g.e., VI, 262; Necati Yeniel, Hüseyin
Kayapınar, Süneni Ebu Davud Terceme ve Şerhi, VIII, 391-392).

Bu görüş sahipleri aklen de aynı anda
verilen üç talakın tek talak sayılması gerektiğini
savunurlar. Çünkü aynı anda üç talakı vermek
bid'attır, haramdır. Bid'at da Hz. Peygamber'in emrine uygun
olmadığı için reddedilir. Ayrıca, Şârün talakı
üçe ayırmasından maksadı, pişmanlık halinde telâfisinin
mümkün olmasıdır. Eğer üçü aynı anda verilirse,
bu telafi ortadan kalkar, dolayısıyla Şari'in maksadı
gerçekleşmez. Şari'in gözettiği hikmete ters düşen
bir şey de ilga edilir (İbn Kayyim, a.g.e., V, 250,
Şeltut-Sâyis, a.g.e., 84-85).

c- Bununla hiçbir talak vaki olmaz: İmamiyenin ve
Zahirîlerin bazıları bu görüştedir. Bu görüş
ayrıca bazı tâbiîlerden, İbn Aliyye'den ve Ebû
Ubeyde'den rivâyet edilmiştir. Görüldüğü gibi bu görüş
pek rağbet görmemiştir. Delilleri: bu talakın bid'î olması
dolayısıyle haram oluşu ve bu yüzden de batıl
olması gereğidir. Çünkü hadis (bkz. Müslim, Cum'a, 43; Ebû
Davud, Sünne, 5) gereği bid'î olan her şey reddedilir
(İbn Kayyim, a.g.e., V, 248; Şevkânî, a.g.e., VI, 260;
es-Seltut Sâyis, a.g.e., 80, 85).

Bu görüş sahiplerine şöyle cevap
verilebilir: Üzerinde durduğumuz konuda talakın bid'î oluşu,
kendisinden dolayı değil, haricî bir sebepten dolayıdır.
Yani haram li gayrihi hükmündedir. Cuma vakti alış-veriş
yapmak, gasbedilmiş arazide namaz kılmak gibidir. Bu ise,
yapılan şeyin aslını ibtal etmez. Nasıl ki, cuma
vakti alışveriş Allah'ın emrine aykırı
olmakla birlikte geçerli ise, aynı anda üç talak da Şari'in
emrine aykırı olmakla birlikte geçerlidir.

Aynı anda veya aynı temizlik içerisinde
verilen üç talak konusu görüldüğü gibi hayli tartışmalıdır.
Biz yukarıya bulabildiğimiz kadarıyla delilleri ve görüşleri
aktarmaya çalıştık. Konunun işlenmesi esnasında
farkedilebileceği gibi, kanaatimiz bu durumdaki talakın üç sayılacağı
tarzındadır. Ama bu, üç talakı tek sayan görüşün
külliyen yanlış olduğu manasına gelmez. Çünkü o
görüşü savunanlar da gerçekten kuvvetli delillere dayanmaktadırlar.
Biz buraya o delilleri gereği gibi aktaramadık. Konuyu incelemek
isteyenler şu kaynaklara müracaat edebilirler: İbn Kayyım
el-Cevziyye, Zâdü 1-Mead, V, 241 vd; İlâmu'l-Muvakkıîn, III,
30 vd. İbnü'l Hümâm, Şerhu Fethu'l-Kadîr, III, 329 vd.;
Aynî, el-Binâye, Şerhu'l Hidâye, VI, 372 vd; Şevkânî,
Neylü'l Evtar, VI, 255 vd; Zafer Ahmet et, Tehânevî, İ'lâu
s-Sünen, XI,148 vd.; Mahmut Şeltut-Ali Sâyis,
Mukâranetü'l-Mezâhib Fi'l-Fıkhi'l-İslâmî, 80 vd.

Zâhidu'l-Kevserî, el-Eşfak alâ Ahkâmıt-Talak
adındaki risalede, konuyu dil açısından da ele alarak
aynı anda verilen üç talakın üç sayılacağını
isbat etmiştir (s. 23 ve devamı). 1929 yılında yürürlüğe
giren Mısır medenî kanunu aynı anda verilen üç talâkı
tek saymaktadır. Medenî hukuk sahasında mukayeseli bir çalışma
yapan Medran Ebu'l-Aynen Bedrân da cumhurun görüşüne uygun olarak
bu talakın üç sayılacağı görüşünü tercih
etmiştir (el-Fıkhu'l-Mukâran fi'l Ahkamış-Şahsiyye,
353).

Hüseyin KAYAPINAR


Konular