Şamil | Kategoriler | Konular

Peygamberlere iman

PEYGAMBERLERE İMAN

Tevhid inancının temellerinden biri.
Peygamber farsça bir kelime olup; sözlükte, "haberci"
demektir. Arapçadaki "Nebî" ve "Resul" kelimelerinin
karşılığı olarak kullanılır. Bir terim
olarak peygamber; Allah Teâlâ'nın, kullarına isteklerini
bildirmek ve onlara hakkı, doğruyu ve yanlışı açıklamak
üzere seçtiği ve görevlendirdiği insanı ifade eder. Yeni
bir kitap ve şeriat getirmiş olan peygambere hem Nebî, hem de
Resul denir. Yeni bir kitap getirmeyip kendinden önceki peygamberin
şeriatını devam ettiren, onunla amel eden peygambere de
sadece Nebî denir. Resulün çoğulu "rusûl"; Nebî'nin
çoğulu ise "enbiyâ"dır. Ayet ve hadislerde Resul
karşılığında "mürsel" ve çoğulu
"mürselûn" de kullanılır.

Peygamberlere inanmak, iman esaslarındandır.
Yüce Allah, insanlardan bazılarını, diğer insanlara müjdeleyici
ve azabı haber verici elçiler olarak göndermiştir. Bu elçiler
insanların ihtiyaç duyacakları her şeyi onlara açıklamışlardır.
İlk peygamber, Hz. Âdem; son peygamber ise, Muhammed (s.a.s)'dir. Bu
ikisi arasında sayısını ancak Allah'ın
bildiği kadar peygamberler, gelip geçmiştir. Kur'an-ı
Kerim'de yalnız yirmi beş peygamberin adı zikredilir. Âdem,
İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lût, İsmail, İshak,
Yakub, Yusuf, Eyyub, Şuayb, Musa, Harun, Davud, Süleyman,
İlyas, El-Yesa', Zül-Kifl, Yunus, Zekeriyya, Yahya, İsa ve
Muhammed (hepsine selâm olsun). Bir de Uzeyr, Lokman ve Zül-Karneyn'in
isimleri geçer ki, bu üçünün peygamber mi yoksa velî mi oldukları
ihtilaflıdır.

Bazı hadislerde peygamberlerin sayıları
zikredilmişse de, bu konudaki hadisler âhâd yoluyla geldiğinden,
kesin delil sayılmamıştır. Çünkü peygamberleri bir
sayı ile sınırlandırmak, bu sayının
dışında kalanları peygamber kabul etmemek sonucuna götürür
ki, bunun için kesin delil gerekir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle
buyurulur: Daha önce bazılarını sana
anlattığımız, bazılarını da
anlatmadığımız peygamberler gönderdik. Allah Musa ile
bizzat konuştu" (en-Nisâ, 4/164). Peygamberlerden beş
tanesi getirdikleri tevhîd dininin yerleşmesi için büyük sıkıntı
ve cefalara katlanmaları, üstün irade ve fazîletleri sebebiyle
Ulûl-azm peygamber sayılmışlardır. Bunlar; Hz. Nuh,
Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed'tir (bk. el-Ahzâb,
33/7).

Allahu Teâlâ her millete bir peygamber göndermiştir.
Andolsun ki biz, her millet için; Allah'a kulluk edin, tağuttan kaçının
diye bir elçi gönderdik" (en-Nahl, 16/36). Buna göre, hak ve batıl
her ümmetin önüne, bir elçi aracılığı ile
serilmiş, Allah emir ve yasaklarını onlara
duyurmuştur. Ayetlerde şöyle buyurulur: İçinde azabı
haber veren bir korkutucunun geçmediği hiç bir ümmet yoktur"
(el Fatır 35/24); "Her ümmetin bir elçisi vardır"
(Yunus, 10/47). Bu elçi bazan bir peygamber, bazan da peygamberin o kavmi
irşad için görevlendirip gönderdiği bir elçidir. Yasin
Suresinde İsa (a.s) tarafından, gönderilen elçiler, Hz.
Muhammed'i dinledikten sonra kavimlerine giderek İslâm dinini tebliğ
eden cinler bunlar arasında sayılabilir.

Peygamberlere imanın bütün peygamberleri
kapsaması gerekir. Bir tanesine bile inanmamak kişiyi dinin
dışına çıkarır. Buna göre, iman yönüyle hiç
bir peygamberi diğerinden ayırdetmemek gerekir (el-Bakara,
2/285). Ancak peygamberler arasında resul veya nebî olma, daha
faziletli bulunma gibi sebeplerle farklılık olabilir. Her resul
nebîdir, fakat her nebî resul değildir. Kur'an-ı Kerim'de Hz.
Muhammed'le İsmail aleyhisselâmın hem resul ve hem de nebî
oldukları belirtilir: "Muhammed, adamlarınızdan hiç
birinin babası değildir. Fakat o, Allahın resulu ve
nebilerin sonuncusudur" (el-Ahzâb, 33/40); Kitapta İsmail'i de
zikret. Çünkü o, sözünde duran, resul ve nebî olan bir zat idi"
(Meryem, 19/54).

Peygamberlerin en üstünü Hz. Muhammed, sonra
ûlûl-azm diğer dört peygamber, daha sonra resuller ve nebiler
gelir. Bu duruma göre, Allah nezdinde bir peygamber, peygamber olmayan
bütün insan, melek ve cinlerden daha üstündür: "Biz onlardan her
birine âlemlerin üstünde yüksek meziyetler verdik" (el-En'âm,
6/86).

Peygamberlere, sahip oldukları sıfatlarla
birlikte inanmak gerekir. Onlar da bizim gibi birer insan olmakla
birlikte, Allah tarafından seçilmiş kimseler oldukları için,
diğer insanlardan ayrı bazı vasıfları
vardır. Bu sıfatları şöylece özetleyebiliriz:

1. Sıdk (doğru olmak); Peygamberler
kesinlikle yalan söylemezler. Onlar doğru ve dürüst kimselerdir.

2. Emânet (güvenilir olmak) Peygamber güvenilir
kimselerdir. Asla emânete hıyanet etmezler.

3. Fetânet (zeki olmak); Bütün peygamberler insanların
en akıllılarıdır.

4. İsmet (günah işlememek); Peygamberler, günah
işlemezler. İnsanlık icabı olabilen bazı küçük
hataları "zelle (ayak kayması)" adını
alır ve Allah tarafından uyarılarak düzeltilir (bk. Abese,
80/1-2).

5. Tebliğ (açıklamak); Peygamberler
Allah'tan almış oldukları emirleri ümmetlerine mutlaka ulaştırmışlardır.
Hiç bir şeyi gizlememiş ve hiç bir şey de ilâve etmemişlerdir.
Yukarıda sayılan sıfatlar da bunu gerektirir (el-Mâide,
5/67).

Son peygamber Hz. Muhammed'tir. Kur'an-ı Kerim'de;
"Muhammed Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur"
(el-Ahzâb, 33/40) buyurulur. Bunun bir sonucu olarak Hz. Peygamber'i diğerlerinden
ayıran bazı özellikleri vardır:

a. Önceki peygamberler yalnız bir şehre, bir
kavme gönderilirken (es-Sâffât, 37/147), Hz. Muhammed gerek kendi
devrinde yaşayan ve gerekse kıyamete kadar gelecek olan bütün
insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir: Biz seni
başka bir maksatla değil, âlemlere rahmet olmak üzere
gönderdik" (el-Enbiyâ, 31/107); Biz seni bütün insanlara bir
rahmet müjdecisi ve azap habercisi olarak gönderdik" (es-Sebe ;
34/28); De ki, ey insanlar, ben sizin tamamınıza gönderilmiş
olan bir Allah elçisiyim" (el-A'raf, 7/158).

b. Diğer peygamberlere verilen sahîfeler bugün
elde mevcut olmadığı gibi; Tevrat, İncil ve Zebur'un
da orijinal nüshaları yok olmuş, eldeki nüshalar ise tahrife uğramıştır.
Halbuki Hz. Muhammed'e indirilen Kur'an-ı Kerim hiç bir değişikliğe
uğramadan orijinal nüshalarıyla ve bu nüshalardan çoğaltılan
şekilleriyle günümüze intikal etmiştir. Çünkü Kur'an
ilâhi koruma altındadır: "Kur'an'ı biz indirdik biz,
onu koruyacak olan da biziz" (el-Hicr, 15/9).

c. Hz. Muhammed son peygamber olunca, Kur'an da,
toplumların kıyamete kadar ortaya çıkacak ana
problemlerine çözümler sunmak üzere en mükemmel şekilde
gelmiştir. Ayette; Bugün size dininizi mükemmel hale getirdim"
(el-Mâide, 5/3) buyurulur.

Peygamberlik çalışılarak elde edilecek
bir makam değildir. Ancak Allah Teâlâ tarafından dilediği
kimseye verilen bir rütbedir. Ayette şöyle buyurulur: "Onlara
bir ayet geldiği zaman, Allah'ın peygamberlerine verilenin
aynısı bize de verilmedikçe iman etmeyiz, derler. Allah
peygamberlik görevini kime ve nereye vereceğini daha iyi bilir"
(el-En'âm, 6/124). Buna göre, peygamberlik kesbî değil vehbîdir.
Ancak kadından, köleden ve yalancıdan peygamber çıkmamıştır.
Bu sonuncular şehid, sâlih ve velî (evliya) olabilirler. Bugün
ahlâksız, hatta inkârcı olan bir kimsenin yarın tevbe
ederek, yapacağı güzel ameller sonucu takvâ sahibi, salih bir
insan, hatta Allah'ın çok sevdiği bir velî olması mümkündür.
Ashâb-ı Kiramdan bunun pek çok örnekleri vardır.

Cenab-ı Hak, peygamberlerini tabiat
kanunlarını yırtan birtakım mucizelerle
desteklemiştir. Asânın ejderha olması, ölüyü diriltmek,
parmaklardan suyun fışkırması bunlar arasında
sayılabilir. Peygamberin ümmetinden bir ferdin elinde meydana gelen
böyle olağan üstü bir olaya da kerâmet denir (Kerâmet örnekleri
için bk. Âl-i İmran, 3/37; el-Kehf, 18/9-10; en-Neml, 27/38-40).

Hz. Muhammed'in peygamber olduğunu gösteren çeşitli
mucizeler vardır. İlki Kur'an-ı Kerim'dir. Hz. Peygamber
onunla, Arap olan ve olmayan bütün ediblere -bir benzerini yapmalarını
isteyerek- meydan okumuştur. Ancak buna hiç bir edibin gücü
yetmemiştir. Yüce Allah şöyle buyurur: Eğer kulumuz
Muhammed'e indirdiğimiz Kur'an hususunda şüphe ediyorsanız,
haydi siz de ona benzer bir süre getirin" (el-Bakara, 2/23); Deki,
şüphesiz bütün insanlarla cinler şu Kur'an'ın bir
benzerini meydana getirmek için bir araya toplanıp
yardımlaşsalar bile, yine onun benzerini yapamazlar"
(el-İsrâ,17/88). Bunu deneyen bazı edibler olmuşsa da, sözleri
Kur'an'ın fesâhat ve belâğatı yanında sönük ve
saçma kalmıştır. Yalancı peygamberlik iddia eden Müseyfime
el-Kezzâb bunlardandır.

Kur'an geçmiş ve gelecek olaylara ait haber
verir. Âd, Semud, Lût, Nuh ve İbrahim peygamberlerle kavimlerine
ait Kur'an'da yer alan haberleri gerçekte okuma-yazma bilmeyen Hz.
Muhammed'in bilmesi mümkün değildir (bk. en-Nahl, 16/103; el-Ankebût,
29/48). Kur'an'ın geleceğe ait haber verdiği şeyler
aynen meydana çıkmıştır. Bizanslıları önce
yendiği halde İranlıların sonra mağlup
olacağını Kur'an-ı Kerim bildirmiş ve zaman da
onu tasdik etmiştir (er-Rûm, 30/ 1-5).

Hz. Muhammed'in peygamberlikten önceki yüksek ahlâkı
ve yüce kişiliği de peygamberlik belirtilerindendir. Toplum
ona, yalan söylememesi ve güvenilir kişi olması nedeniyle

"Muhammed el-Emîn" lakabını
vermiştir (Ayrıca bk. Peygamber, Peygamberlik maddesi).

Hamdi DÖNDÜREN


Konular