Şamil | Kategoriler | Konular

Aıle

AİLE

Neseb veya evlilikle bir araya gelmiş, ana-baba ve
çocuklardan oluşan topluluk. Büyük baba, nine, torunlar da aile
tanımı içine girdiğinden onlarda ailenin bir parçasıdırlar.

Kadın ve erkeğin birbirlerine karşı
duydukları his, arzu, duygu, ve meyiller Sünnetüllah gereğidir.
(Âli İmrân, 3/14). Allah'u Teâlâ insana, yaratılışındaki
fıtrata uygun olarak bu duyguları vermiş, yalnız bu
meyillerin tatmin yolunu da belli prensiplerle
sınırlamıştır. Bu sınırlar, sünnete
uygun evlenmelerdir. İslâm'a uygun olmayan evlenme ve ilişkilerle
meyiller yasaklanmıştır.

Evlilik, eşler arasında maddî ve manevi
tatmini sağladığından sükunet ve rahatlık
unsurudur. Neslin devamı ve gelişebilmesi için evlilik
müessesesine ihtiyaç vardır. Kur'an-ı Kerîm ve sünnet'de
belirlendiği şekilde olmadıkça bir aile yuvası
kurulmasından söz edilemeyeceği gibi, doğan çocukların
da meşru olacağı düşünülemez.

İlk aileyi ilk insan Hz. Âdem (a.s.) ile Hz.
Havva kurmuştur. O zamandan beri aile müessesesi olgunlaşmış
ve gelişmiştir. Bununla beraber, toplumların, ekonomik
durumun, iklimin etkisiyle çeşitli aile tipleri meydana
gelmiştir.

Aile ana-baba, çocuklar, biraz daha geniş
anlamıyla karı-kocanın akrabasından oluşur.

İslam ailesinin kurulması için ilk
şartı mümin bir erkekle mümine bir kadın olması,
birbirleriyle sıhriyetin Kur'an'da yasaklananlardan olmaması
gerekir. Kur'an'da, anne, baba, kızlar, oğullar, kardeşler,
teyzeler ve yeğenlerle evlenmenin haramlığı ile süt
kardeşler arasındaki evliliğin yasak olduğu hükme bağlanmıştır.
Yine Kur'anî hükme göre hala ve amca ile evlenmek yasaktır.
İslâm'ın getirdiği hükümler, iki kız kardeş ve
hanımın yeğenini bir arada nikâhlamayı
yasakladığı gibi, hanımın vefatından sonra
bunların nikâhlanabileceğini de mümkün kılmıştır.
Hala ve amca çocuklarının evlenmeleri ise helâl kılınmıştır.
Çocukların eşleri ile kayınvalide, üvey anne ve üvey
baba ile ve evli kadınlarla evlenmek haramdır.

"Sizlere, analarınız,
kızlarınız, kız kardeşleriniz,
halalarınız, teyzeleriniz kardeşlerinizin kızları,
kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt
anneleriniz, süt kardeşleriniz, karılarınızın
anneleri, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz
kadınlarınızın yanında kalan üvey kızlarınız
-ki onlarla gerdeğe girmemişseniz size bu engel yoktur-, öz oğullarınızın
eşleri ve iki kız kardeş bu arada olmak suretiyle evlenmek
size haram kılındı. Geçmişte olanlar geçmiştir.
Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder."; "Evli
kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı." (en-Nisâ,
4/23-24) buyurulmaktadır.

Ailenin huzurlu olması için, aileyi oluşturan
bireylerin birbirlerine karşı görevlerini yerine getirmeleri
gerekir. Bu görevler şöyle özetlenebilir:

a- Karı-kocanın birbirlerine karşı
görevleri: Karı-koca birbirlerinin eksiklerini,
kusurlarını görmemeli, namus ve iffetlerini korumalıdırlar.
Böylece bütünleşerek aile saâdetini sağlamalıdırlar.
Dinimiz aile reisi olarak erkeği tanır: "Erkekler
kadınlar üzerinde hakimdir. " (en-Nisâ, 4/34) ayeti bunu ifade
eder. Çünkü erkekler kadınlardan daha güçlü olarak yaratılmışlardır.
Ailesinin geçimini sağlamak erkeğin görevidir. İslâm
buna o kadar önem verir ki, bir erkeğin Allah
rızasını gözeterek aile fertlerine yaptığı
harcamayı sadaka kabul eder. (Riyâzu's-Sâlihîn, I, 331)

Kocanın hanımına karşı hak ve
görevlerini hadisler ışığında şöyle sıralayabiliriz:

Bir kimse hanımına iyi davranmalı, onu
kırmamalı, kaba davranışlardan
sakınmalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle
buyurur: "Ey ümmetim! kadınlara hayırla muamele etmenizi
tavsiye ederim. Çünkü onlar sizin emriniz altındadır. Fazla
tahakküme hakkınız yoktur. Ancak açıktan fuhuş irtikâb
etmiş olsalar o zaman durum değişir. " (Riyâzu'sSâlihîn,
I, 319)

Koca, hanımına hanım da kocasına
ilgi göstermeli, saadeti evlerinde aramalıdırlar. Meşru
olmayan yollara düşmemelidirler. İffet ve namus konusunda titiz
davranmalıdırlar: "Mümin erkeklere söyle, gözlerini
haramdan sakınsınlar ve ırzlarını zinadan
korusunlar. " (en-Nûr, 24/30) ayeti bunu ifade eder.

Erkek, hanımına ve çocuklarına dinî
emirleri hatırlatmalı iyi yönde eğitmelidir. "Ailene
namaz kılmayı emret" (Tâhâ, 20/132). "Yedi yaşındaki
çocuğa namaz kılmayı öğretiniz. On yaşına
vardıklarında (kılmazlarsa) cezalandırınız."
(Riyâzu's-Sâlihîn, I, 339)

Koca, kendi mal varlığı ve imkânlarına
göre hanımının nafakasını sağlayıp her
türlü ihtiyacını gidermekle yükümlüdür. (Ebû Davud,
Nikâh, 41). Bu hususta cimrilik ettiği takdirde hanımı
ilgili yöneticilere ve yargı makamlarına başvurup durumunu
anlatabileceği gibi kocasına danışmadan malından
harcama yapabilir. Koca, hanımına asla çirkinsin dememeli, yaptığı
işte sürekli kusurlar aramamalı (İbn Mâce, Nikâh, 3),
hanımını asla dövmemeli (Buharî, Nikâh, 93), hanımını
sürekli zan altında tutup onu gizlice takip etmeye
kalkışmamalıdır. (Müslim, İmâre, 56).

Hanımının kocasına karşı
görevlerine gelince; hanım, ailenin reisi olan kocasına
karşı bütün meşru ve İslâmi meselelerde itaat eder.
Kadın eşinin malını ailesinin her türlü sırrını,
namusunu, çocuklarını korumalıdır. Kadın durup
dururken kocasından boşanmayı istememelidir. Çok zor
durumda kalmadan kocasından ayrılmak isteyen kadına Cennet
kokusu haramdır (Ebû Dâvud, Talâk, 18). Kadın kocasından
izinsiz olarak evinden dışarı çıkmamalıdır
(Buhârî, Nikâh, 116).

Kadının kocasını memnun etmesi onun
en önemli görevidir. Bu konuda Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Herhangi
bir kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde
ölürse Cennet'e girer." (Riyâzu's Sâlihîn, I, 326). Yine başka
bir hadislerinde Resulullah Efendimiz: "Kadın
kocasının yatağını (mazeretsiz) terkederek
gecelerse, o kadına melekler sabaha kadar lânet ederler." (Aynı
eser, 323) buyurmuşlardır. Kadın kocasına olgun ve iyi
davranmalı, zenginliği ve güzelliği ile övünmemeli, ev işlerini
düzenlemeli, çocuklarına bakmalı, kocasının
malını israf etmemelidir (Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, V, 174).

b- Anne babanın çocuklarına karşı
görevleri:

Anne ve babanın ilk görevi, çocukların
ihtiyaçlarını karşılamaktır. Peygamber Efendimiz
(s.a.s.) şöyle buyurur: "Bir adamın hayır için
harcadığı paranın en faziletlisi, ailesine
sarfettiği parayla, Allah yolunda kullanacağı atı için
verdiği ve bu de Allah rızası için (mücahid) arkadaşlarına
sarfettiği paradır. " (Riyâzu's-Sâlihîn, I, 329)

Çocukların ihtiyaçları temin edilirken ne
israfa kaçılmalı, ne de cimrilik yapılmalıdır.
Her iki husus da dinimizin uygun görmediği şeylerdir.

Anne-baba çocuğunu güzel terbiye etmeli,
anlayamayacağı bilgilerden ona bahsetmemeli, eğitimde
basitten mürekkebe (karmaşığa) gitmelidir. Evvelâ Allah'ı
tanıtmalı, imanı kavratmalı, inandırmalı,
uygun yasa vardıklarında da ibadetleri öğretmelidirler.
Ayrıca neyin iyi, nelerin kötü olduğunu anlatmalı, yeme-içme,
oturup-kalkma adabını öğretip bunları benimsetmelidir.
Bunlar yapılırken anne babanın çocuklarına iyi örnek
olmaları gerekir. Çünkü çocuklar daima büyüklerini taklit
ederler.

Anne-baba, çocuklarına adaletle davranmalı,
onların kıskançlık duygularını kamçılamamalı,
kız-erkek ayrımı yapmamalıdır.

Anne-baba çocuklarına güzel isimler koymalı,
sünnet ettirmeli, İslâmî bilgi ve duygularını
geliştirmelidir.

Anne-baba çocuklarına sevgi ve merhamet göstermelidir.
Peygamber Efendimiz, bir dizine Üsâme'yi, diğer dizine de
Hasan'ı oturtur, sonra: "Allah'ım bunlara rahmet ve saâdet
ihsan buyur, çünkü ben bunların hayır ve mutluluğunu
diliyorum" buyurmuştur (Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII, 127)

Anne-baba evlenme cağına gelen çocuklarını,
temiz ve ahlâklı kimselerle evlendirmelidirler. Hz. Peygamber şöyle
buyurmaktadır: "Geride kendisine dua edecek hayırlı
bir çocuk bırakan kimsenin amel defteri kapanmaz, kendisine sürekli
olarak hayır yazılır" (Ebû Davud, Vesâyâ, 14).

c- Çocukların anne ve babalarına
karşı görevleri:

Çocuklar anne ve babalarına itaat etmeli ve
iyilikte bulunmalıdırlar: "Biz insana ana babasına
iyilik yapmasını da tavsiye ettik." (Lokman, 31/14).
Çünkü bir çocuğun yetişip büyümesinde en büyük fedakârlığı,
anne ve baba gösterir.

Çocuklar anne ve babalarına karşı
saygı ve şefkat göstermeli, istediklerini yerine getirmeli,
onları memnun etmelidir. "Anne babaya güzellikle muamele edin,
eğer onlardan biri veya ikisi senin yanında ihtiyarlık hâline
ulaşırsa sakın onlara "öf" bile deme, onları
azarlama, ikisine de iyi ve yumuşak söz söyle" (Lokman,
31/14).

"Rabbin şunları kesin olarak buyurdu:
Ancak O'na ibadet edin, ana-babaya ihsan ve iyilik yapın. Birisi
yahut ikisi de yanında ihtiyarlarsa sakın onlara "öf"
bile deme, onlara darılma ve yüzlerine bağırma, ikisine de
ikram et ve tatlı söz söyle. ikisine de merhamet besleyerek tevazu
göster ve de ki: "Rabbim ikisine de merhamet et, onlar beni küçük
iken nasıl terbiye etmişlerse sen de her ikisine merhamet
et". Rabbiniz gönlünüz dekini daha iyi bilir. Ana-baba haklarında
iyilik ederseniz Allah size mağfiret eder. Çünkü o, günaha tövbe
edenleri muhakkak affedicidir" (isrâ, 17/23-25).

Abdullah b. Mes'ud diyor ki: "Peygamber (s.a.s.)
Efendimize:

-Allah'ın katında en sevgili amel hangisidir?
diye sordum, Peygamber (s.a.s.):

-Vaktinde eda olunan namazlar, buyurdu.

-Namazdan sonra hangisi daha sevgilidir? dedim.

-Ana-babaya iyilik etmektir, buyurdu.

-Sonra hangisidir? dedim.

-Allah yolunda cihaddır, buyurdular. (Riyâzu's-Sâlihîn,
I, 347).

Çocuklar anne-babaları hakkında kötü konuşmamalı,
onlara sövmemelidir, vasiyetlerini yerine getirmeli, dostlarına
ikramda bulunmalıdırlar: "Ey Rabbimiz kıyamet günü,
beni, anne-babamı ve bütün müminleri mağfiret eyle. "
(İbrahim, 14/41) diye dua etmelidir.

Baliğ olan çocuklar ana-babalarının
odalarına her zaman izin alarak girmelidirler. Baliğ olmayan küçükler
de şu üç vakitte ana-babalarının veya
başkalarının odalarına izin ile girmelidirler:

Sabah namazından önce, yani yataktan kalkıp
giyinileceği zaman; öğle uykusu sırasında yatsı
namazından sonra yatılacağı zaman.

Çünkü bu vakitler karı-koca arasında
mahrem vakitlerdir. Allah'u Teâlâ, bütün müminlere bunu çocuklarına
öğretmelerini emretmiştir (en-Nûr, 24/58).

Hz. Peygamber, "kime iyilik edeyim" diye
soran bir sahâbiye şu karşılığı
vermiştir: "Ananıza (bunu üç defa tekrarlamıştır)
sonra babanıza, sonra en yakın olanlara" (Buhârî, Edeb,
2; Müslim, Birr, 1,2; Ebû Dâvud, Edeb, 120). Yine Peygamber Efendimiz
"Anne Cennet kapılarının ortasındadır"
(İbn Hanbel, V, 198); "Cennet annelerin ayakları
altındadır" (Nesâî, Cihad, 6) buyurmuştur.

Çocuklar ana-babalarına karşı daima
saygılı olmalı, onlara karşı tatlı dilli, güler
yüzlü davranmalıdırlar. Ana-babanın bütün
söylediklerini Allah'a itaatsizlik söz konusu olmadıkça, dinlemek
ve kabul etmek gerekir. Her işte onların rızasını
almaya çalışmalıdır. Onların hizmetlerini kendi
hizmetinden önce görmelidir. Öldüklerinde de onları rahmetle
anmak, onlar için hayır dua etmek, hayır yapmak, vasiyetlerini
yerine getirmek gerekir.

Allah'a şirkten sonra en büyük günah ana-babaya
itaatsizliktir. Ana baba İslâmî emirleri yerine getirmede ve
yasaklardan kaçınmada titizlik göstermiyorlarsa ve hatta kâfir
iseler bu onların ana-baba olmalarından doğan
haklarını ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla onlara
Allah'a isyan teşkil etmeyen hususlarda itaat etmek ve her zaman iyi
davranmak gerekir.

d- Kardeşlerin birbirlerine karşı görevleri:

Kardeşler birbirlerine karşı iyi
davranmalı, küçükler büyüklere itaat edip onlara saygı
beslemeli, büyükler de küçüklere hoşgörü ile davranmalıdırlar.
Ancak bu şekilde âilede mutluluk ve huzur sağlanabilir.

Kardeşler maddî hırs sebebiyle,
aralarındaki birlik ve beraberliği, ahengi
bozmamalıdırlar.

Kardeşlerin kabiliyetleri birbirlerini kıskançlığa
sevketmemelidir. Kimi insan ilme meraklıdır, o sahada ilerler,
şan şöhret sahibi olur; kimi insan da ticarete meraklıdır,
o sahada çalışır, ilerler, zengin olabilir. Bunları
olgunlukla karşılamalı, herkesin aynı şey
olamayacağı, aynı sahada çalışamayacağı
gerçeği unutulmamalıdır.

Aralarındaki -varsa tabii- fikir
ayrılıklarını, konuşarak, birbirlerinin düşüncelerine
hürmet duyarak çözüm yoluna koymalıdırlar. Sertlikler ve
tartışmalar daima kötü sonuçlar doğurur. Ailevî
huzursuzluklara, tatsızlıklara neden olur.

İslâm aile hukukunun özelliklerine gelince;

Evliliğin gayesi aileye huzur ve mutluluk,
toplumda da iyi bir nesil temin etmektir, "Onun (varlık ve
kudret) alâmetlerinden birisi de size kendinizden eşler
yaratmasıdır, ki siz onlarla huzur ve sükûnete kavuşursunuz.
Ve aranıza sevgi ve rahmet koymuştur." (er-Rûm, 30/21).
"Onlar (kadınlarınız) sizin için elbise, siz de onlar
için elbisesiniz..."(el-Bakara, 2/187). İslâm cinsî ihtiyacın
tatminini tabii karşılamakla beraber evliliğin gayesinin
bundan ibaret olmadığını söylemektedir. "Doğuran
siyah kadın, doğurmayan güzel kadından daha iyidir",
"Evlenin, çoğalın: Çünkü ben kıyamet gününde diğer
ümmetlere karşı sizinle iftihar edeceğim" (Avnu'l
Ma'bûd Şerh Ebu Dâvud, I, 173). Kocanın karısıyla müşterek,
yüce ve insanî bir hayat sürmek arzusunun belirtisi olan mehrin
sembolik bir şey olması da aynı gayeye matuftur.

Ailenin mutluluğu çocukların asaleti ve
İslâm toplumunun kurtuluşu evleneceklerin birbirlerini seçerken
kullandıkları ölçü ile yakından ilgilidir. Bu konuda
Resulullah (s.a.s.) şöyle bir ölçü koymuştur:
"Kadın dört özelliğinden dolayı nikâhlanır:
Malı, asaleti, güzelliği ve dindarlığı; eli
toprak olasıca, durma dindarını bul!" (Buhârî,
Nikâh, 16).

İslâm'da evlilik, formalite ve merasimlerden uzak
İslâmî bir akittir. Nikâh*'ın ilân edilmesi, yakın dost
ve akrabaya ziyafet verilmesi, tef vb. çalınıp şenlik
yapılması güzel telâkki edilmiş, teşvik görmüş,
böyle bir davete icabet etmemek hoş
karşılanmamıştır (Buhârî, Nikâh, 66 vd.).

Evlilik gerçekleşince karı ve koca Allah
önünde birbirlerinin haklarına uymakla yükümlüdürler. Bu karşılıklı
haklar aile reisliği hariç eşitlik esasına dayanır.
Evlilik kadının şahsiyetini ortadan kaldırmaz,
erkeğin hukukî ve sosyal kişiliği eşinin
haklarını gölgelemez. Kadın kendi aile ismini
taşıyabilir, kendine ait mallar üzerinde tam ve bağımsız
bir tasarruf yetkisini kullanabilir.

Karı-koca birbirlerine iyi niyet ve güzel ahlâk
ile davranacaklardır. "İyileriniz, ailesine karşı
iyi olandır..." (İbn Mâce, Nikâh, 50). Ufak tefek
huysuzluk, geçimsizlik ve kusurlara sabredecek, yuvanın
yıkılmaması için tahammül göstereceklerdir: "...Kadınlara
normal ve iyi davranın; onlarda hoşunuza gitmeyen bir şey
olursa belki bir şey hoşunuza gitmediği halde Allah onu birçok
hayırla doldurmuştur. " (en-Nisa, 4/19)
Anlaşmazlık büyürse hakeme başvurulacak, hakemler de
âilenin devamını sağlayamazlarsa son çare olarak,
usulüne uygun "tedricî boşanma" sistemi
uygulanacaktır .

İslâm aile hukuku, dördü geçmemek üzere ve
oldukça güç durumlara ve şartlara bağlı olarak
erkeğin aynı zamanda birden fazla kadınla evlenmesine izin
vermiştir. İlk eş, üstüne evlenilmemesi
şartını koşmuş ise ikinci evlilik
yapılamayacağı gibi, usulüne uygun evlenmelerde eşlerin
hukuk ve şahsiyetini gözönünde bulundurmak gerekir.

Manevî ve ahlâkî ilişkiler yanında
anne-baba ile çocuklar arasındaki hukûkî münasebetler de itina
ile tanzim edilmiştir. Ehliyet, velâyet ve vesâyet hükümleri
babalı veya yetim bütün çocukların durumları ve
menfaatları ile alâkalıdır. İslâm muhtaç ana babaya
çocuklarının bakmasını, erkeğin
karısına ve muhtaç olan akrabasına geçim sağlamasını
teminat altına almıştır. Nihayet miras hükümleri de
yakından uzağa bütün hısımların, ölenin malı
üzerindeki haklarını tesbit etmiştir .

İslâm hukuku evlilerin zinasını
şartları tahakkuk ettiği takdirde- ölüm cezasına
çarptırdığı, zinayı bu ölçüde yasakladığı
için ona götürmesi muhtemel bütün şüpheli yolları
tıkamış, kadınlarla erkeklerin karışık
eğlenmelerini, yabancı bir erkekle kadının baş
başa kalmasını, kadının, yanında bir
yakını bulunmadan, yalnız başına yolculuğa
çıkmasını, kadın ve erkeğin birbirine
ısrarla bakmalarını yasaklamıştır. İslâm'da
âile düzeninin oturduğu bu temeller, İslâm hukukunun aile
anlayışını her hâliyle ortaya koymaktadır.

Şâmil İA


Konular