Şamil | Kategoriler | Konular

Vedia

VEDÎA

Terkedilmiş şey. Bir kimsenin bir veya daha
fazla kişinin yanında korumaları için bırakmış
olduğu mal veya böyle bir akit manasında kullanılan bir
İslâm hukuku terimi. Mecelle vedîayı; "Hıfz için
bir kimseye verilen maldır" diye tarif etmiştir (Mecelle,
Madde, 763). Terim manası ile sözlük manası arasındaki
ilgi, malın sahibi tarafından vedî'ın yanına
terkedilmiş olmasıdır (İbn Kudeme, el-Muğnî,
VII, 280; Ö. Nasuhi Bilmen, Hukuku İslâmiyye ve Istılahatı
Fikhus Kamusu, IV,144; Ali Hafif Ahkâmu'l Muamelâtu'ş-Şer'iyye,
432).

Vedîa verme olayına iydâ, vedîa verene mûdi',
kendisine vedîa bırakan kişi veya kuruma müda', müctevdü ve
vedî denilir. Kendisine emanet mal bırakılmak istenilen
kişi, bu malı koruyabileceğini biliyorsa emaneti kabul
etmesi müstehaptır.

Rüknü: Diğer akitlerde olduğu gibi vedîanın
da rüknü, icab (akde taraf olanlardan birisinin akit yapmak için yapmış
olduğu teklif) ve kabul (akdin karşı tarafın
diğer tarafın teklifini kabul etmesi)dir. İcab, "emanet
bıraktım, koruman için verdim, vedîa olarak verdim..."
gibi, emanet bırakmaya delâlet eden sözlerle olabileceği gibi
bir emanetçinin korunması istenilen malı emanetçinin yanına
veya görevlinin haberi olması kaydıyla deposuna
bırakması suretiyle de olabilir.

Şartları: Vedîa'nın sıhhati yani
vedîa ahkâmının uygulanabilmesi için bir takım
şartların bulunması gerekir. Bunlar;

1- Mûda'ın (yanına emanet
bırakılan kişi) mükellef olması gerekir. Mümeyyiz
olmayan bir çocuğun yanına bırakılan malın hiç
bir güvencesi yoktur. Dolayısıyla bu durumdaki bir malın
telefi halinde o çocuğun sorumluluğu yoktur.

2- Mûda"ı' (emanet bırakan) mümeyyiz
olmalıdır. Dolayısıyla çocuk, deli gibi mümeyiz
olmayanların bıraktıkları malda vedîa hükümleri
caiz olmaz.

3- Vedîa bırakılan mal, elde
bulundurulabilecek cinsten bir mal olmalıdır:
Dolayısıylâ, havadaki bir kuşun emanet
bırakılması mümkün değildir (İbn Kudame, a.g.e.,
VII, 291; Ali Hafif, a.g.e., 433).

Vedîanın Hükümleri

Mûda' vedîayı teslim aldığı zaman
bir takım yükümlülükler altına girer. Bu yükümlülüklerle
ilgili esaslar bu akdin hükümlerini teşkil ederler. Bunlar:

a- Mûda', kendisine emanet bırakılan
malı örfün öngördüğü ve kendi malını
koruduğu şekilde korumak zorundadır (el-Merğınanî,
el-Hidâye, III, 215; İbn Rüşd, Bidâyetit'l-Müctehid, II,
312; el- Aynî, el-Binâye, VII, 734). Mûda' malı bizzat kendisi
koruyabileceği gibi ailesi efradından birisi veya hizmetçisi
eliyle de koruyabilir. Ama aynı çatı altında kalmayan bir
yakının eliyle koruyamaz. Her malın muhafazası için
ayn bir 'mekan veya kap vardır. Mesela para ve mücevherin korunacağı
kap kasa, at ve benzeri bir hayvanın korunacağı mekân ahırdır.
Dolayısıyla mûda' kendisine emanet edilen malı örfen o
malın korumağa uygun bir yere koyarsa görevini yapmış
olur. Aksi halde kusur söz konusudur. Kusur varsa ve mal telef olursa
mûda' bu malı tazminle mükelleftir.

Emanet bırakan şahıs, mûda'a malı
verirken onun muhafazası için bir takım şartlar
koşabilir. Şayet bu şartlar faydalı ise ona uymak
zorundadır. Mesela mal sahibi vedîa bırakırken, "bu
malı evinde koru" dese, ama vedî buna önem vermeden malı
yanında taşısa ve mal telef olsa o malı tazmin eder.
Fakat bir zarurete binaen şarta uyamazsa tazminle mükellef değildir.
Yukarıda verilen misalde, şayet malı evine götürürken
yolda giderken telef olsa tazmin etmez.

b- Mûda' vedîayı kullanamaz. Şayet
kullanırsa bu teaddi sayılır ve elinde emanet olan mal,
mazmûn durumuna düşer. Dolayısıyla bu durumda telef
olacak olursa o malı, özelliğine göre, mislini veya kıymetini
ödemek durumundadır. Mesela elinde emanet olan bir elbiseyi giymek,
kendisine emanet bırakılan bir arabaya binmek o malı emanet
olmaktan çıkarır, mağsub mal hükmüne sokar. Eğer mûda'
emanet malı kullanır, sonra da bir daha kullanmamak niyetiyle
korunduğu yere koyarsa ve bir daha da kullanmazsa bu mal tekrar
emanet hükmüne döner. Şayet emanet bırakan şahıs, mûda'a
malı kullanması için verirse, bu akit vedîa olmaktan çıkar
âriyet'e dönüşür (el-Merğınanî, a.g.e., III, 216; Ali
Hafif, a.g.e., 434).

Mûda' vedîayı kullanamamanın
yanısıra onda herhangi bir tasarrufta da bulunamaz. Yani onu
satamaz, kiraya veremez, rehin bırakamaz; kendi ailesi
dışında bir başkası vedîa veya ariyet olarak
veremez. Şayet emanet malda bir tasarrufta bulunur da kazanç sağlarsa
bu kazancın kime ait olduğu ihtilaflıdır; İmam Ebû
Yusuf, İmam Mâlik ve Leys'e göre, malın aslını
sahibine iade edince, edilen kâr kendisi için helaldir. İmam Ebû
Hanîfe, imam Muhammed ve Zlifer'e göre aslını sahibine iade
eder, kazancı da fakirlere dağıtır. Bir gruba göre
hem aslı hem de kârı asıl mal sahibinindir. Bir başka
gruba göre kazanç alım satım yoluyla elde edilmişse bu
tasarruf geçersizdir (İbn Rüşd,-a.g.e., II, 312).

c- Sahibi istediği zaman mûda' vedayı geri
vermek zorundadır. Böyle bir talep halinde vermeyi geciktirmeye hakkı
yoktur. Zaruret olmadığı halde geri vermez de mal telef
olursa onu ödemek zorundadır. Mûda'nın malı geri vermek
zorunda olduğu şahıs, vedîa'nın sahibi, vekîli veya
elçisidir. Bir başkasına veremez, verirse sorumlu durumuna düşer.

Vedîa olarak bırakılan mal, mûda'ın
elinde emanettir. Dolayısıyla mûda'nın kusuru veya
teaddisi olmadan bu mal telefi doğrudan bu kusur veya teadiye
bağlı olmasa bile mûda' bu malı tazmin edecektir. Telef
olan malın tazmini, mal mislî ise (ölçü veya tartı ile
alınıp satılan veya taneleri arasında fiyata tesir
edecek derecede fark olmayan mallar) misli ile, kıyemî ise kıymeti
ile tazmin edilir.

Mûda'ın evinde veya ambarında yangın, göçük
gibi tabii bir âfet olur ve emanet bırakılan mal telef olursa
bundan dolayı tazminat gerekmez (Merginânî, a.g.e., III, 215;
Zeylaî, Tebyînu'l-Hakâik Şerhu Kenzi'd Dekâik, V, 76).

Mûda'ın Nafakası

Vedîa olarak bırakılan mal hayvan vs. gibi
bir şey olur ve elde tutulması bir takım masrafları
gerektirirse bu masraflar mal sahibine aittir. Eğer mal sahibi
bıraktığı hayvan için gerekli samanı, yemini
bırakırsa o yedirilir. Aksi halde mûda' kendi yanından
verir ve sonra bunun bedelini mal sahibinden alır. Yalnız, Mûda'ın
harcaması, mal sahibinin emri olmadan yapılmışsa,
kendisine rücu hâkim kararına muhtaçtır.

Vedayı İade

Mal sahibi malını istediği zaman, vedîin
iadesi o anda bir zararı gerektirmiyorsa, malı iade etmek
zorundadır. Malın iadesini geciktirecek bir mazeret
olmadığı halde iade etmez de, bu ara mal telef olursa bu
teaddi sayılır ve daman gerektirir. Ama malın
bulunduğu yer ile, teslim edileceği yer arasındaki
mesafenin uzaklığı, o esnada yol emniyetinin olmaması
gibi bir sebepten dolayı teslim gecikir ve bu esnada mal telef olursa
daman gerekmez.

Malın sahibine iadesi külfet ve masrafı
gerektiriyorsa bu masraflar mal sahibine aittir.

Hüseyin KAYAPINAR


Konular