Şamil | Kategoriler | Konular

Rü'yet-i hilal

RÜ'YET-İ HİLAL

Hilal'in görülmesi. Hilal; ay'ın batı
tarafında göründüğü sıradaki halidir. İkinci ve
üçüncü günü ay'a da aynı isim verilir. "Rü'yet"
görme anlamındadır. Rü'yet-i hilal de bu hilallerin izlenerek
çıplak gözle görülmesi anlamında bir İslâm fıkıh
terimidir.

Güneş ve ayın hareketleri bütün
toplumlarda ay ve yıl hesapları için bir ölçüt olarak kabul
edilmiştir. Kamerî takvim, ay ve yıl hesaplarında
ayın hareketlerini esas alan takvimdir. İslâm dininin temel
ibadetlerinden olan oruç ve hac ibadetlerinin vakitleri, ayın dünya
etrafındaki dönüşlerine göre belirlenmiştir. Kur'ân'da
şöyle buyurulmaktadır: "Sana hilalleri soruyorlar. De ki:
Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir" (el-Bakara, 2/
189).

Kameri aylar, hilalin batıda görülmesiyle başlar.
Hilalin tekrar batıda görünmesi bazen yirmi dokuz bazen de otuz
gün sürdüğünden, kameri ayın
başlangıcını tesbit etmek ancak onu sürekli izlemekle
mümkündür.

Ramazan orucuna başlamak ve orucu bitirmek Ramazan
ve Şevvâl hilallerinin görülmesiyle olur. Şaban
ayının yirmi dokuzuncu günü hilal gözetlenir; şayet hava
bulutlu ise veya hilal gözetlendiği halde görülmezse, Şaban
ay'ı otuz güne tamamlanır ve Ramazana böyle başlanır.
Kamerî aylardan genellikle yedisi yirmi dokuz, beşi otuz gündür.
Hangi ayın yirmidokuz, hangisinin otuz gün olacağı
astronomi bilginlerince dahi daha önceden tespit edilemediğinden,
İslâm'ın bu iki temel ibadeti olan oruç ve Hacc'ın tam
zamanında yapılabilmesi için hilalin her ay veya en azından
Recep, Şaban, Ramazan, Şevval ve Zilhicce aylarında
izlenmesi gerekmektedir. Hilali izleme, ibadete bir zemin
hazırladığı için aynı zamanda bir ibadettir.
Cenab-ı Allah'ın (O sayılı günler) Ramazan ay'ıdır.
İnsanlar için bir (rehber ve) hidayet kaynağı olan Kur'an
bu ayda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu ay'a erişirse (bu
ay'ın hilalini görürse) oruç tutsun" (el-Bakara, 2/185)
buyurması bu ibadetin başlangıcını
belirlemiştir. Dolayısıyla hilalin rü'yeti ile yani
görülmesiyle oruç ibadetine başlanır.

Hilal ile ilgili olarak Hz. Peygamber (s.a.s)'den bize
intikal etmiş hadisler bir hayli çoktur. Ebu Hureyre (r.a),
Peygamber Efendimiz (s.a.s)'in şöyle buyurduğunu söyler:
"Ramazan orucunuzu hilali gördüğünüzde tutun. Hilali gördüğünüzde
açın. Şayet hava kapalı olursa (ay'ın tespitine engel
olursa) otuza tamamlayınız" (Buhari, Savm, II; Müslim,
Siyam, 19, H. No: 1081; Nesâî, Siyam, 9; Darimi, Sivam, 2; Ahmed b.
Hanbel, II, 422).

Başka bir rivayette ise şöyle buyurur:
"Hilali görmedikçe orucu tutmayın. Hilali görmedikçe orucu
bozmayın. Hilali gördüğünüzde orucu açın. Şayet
hava kapalı olursa (hilalin görülmesine engel olursa) otuz gün sayın"
(Ahmed b. Hanbel, II, 430, 456).

Abdullah İbn Abbas (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)'in
şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Orucu Ramazan'dan önce
tutmayın. Orucu hilali gördüğünüzde tutun. Hilali gördüğünüzde
açın. Şayet hilalin görülmesine bulut engel olursa otuz
günü tamamlayın" (Nesâî, Siyam, 13; Tirmizi, Siyam 5, H. No:
688).

Diğer bir rivayette: Abdullah İbn Abbâs der
ki: Ramazan ayından önce oruca başlayanlara
şaşarım. Halbuki Rasûlüllah (s.a.s) şöyle buyurdıı:

"Orucu hilali gördüğünüz de tutun ve
hilali gördüğünüz zaman açın. Şayet hava kapalı
olursa (hilali görmenize mani olursa) sayıyı otuza
tamamlayın " (Nesâî, Siyâm, 12; Dârimî, Savm, 2; Ahmed b.
Hanbel, I, 221; İmam Malik, Muvatta, Siyam, I, H. No: 3).

Abdullah bin Ömer (r.a)'den Rasûlüllah (s.a.s)'in
Ramazan'ı anlatarak şöyle buyurduğu rivayet olunur: "Hilali
görmedikçe orucu tutmayın. Hilali görmedikçe orucu açmayın.
Şayet hava kapalı olursa (hilali görmenize mani olursa)
görüldüğü gibi kabul edin " (Buharî, Savm, 11; Müslim,
Siyam, 2, H. No: 1080; Nesâî, Siyam, 10, 11; Dârimî, Savm, 2; Muvatta,
Siyam, I, H. No: I).

Hava bulutlu olduğu takdirde ise, Ramazan hilali
bir âdil kişinin, Şevvâl hilali de iki âdil kişinin
şahitliğiyle sabit olur.

Hilali gözleyen ve gördüğünü beyan eden
kimsenin, âdil olması şarttır. İmam-ı Merginanî
(Hilali gördüğünü söyleyen kimsede) mutlaka adâlet aranır.
Zira İslâmi meselelerde, ibadet hususunda fâsıkın haberi
makbul değildir. Tahavî'nin "ister âdil olsun, ister âdil
olmasın" sözünün tevili mestur olması (âdil mi, değil
mi bilinmemesi) halindedir" (İmam Merginanî, Şerhu
Bidayetil-Mübtedi, Kahire 1965, I, 121) diyerek, önemli bir konuya işaret
eder. Hilali tek başına gördüğünü iddia eden fasık
bir kimse "Ulûl-emr" ve "kadı'ya" müracaat eder.
Eğer mü'minlerin velayetine haiz olan bu kimseler hilali gördüğü
hususundaki bu beyanını tasdik ederlerse mesele yoktur. Bu
durumda bütün mü'minlerin oruca başlaması gerekir. Ancak
âdil olan bir kimse hilali gördüğünü ilân ederse, kadı (hakim)
tasdik etsin veya etmesin, bunu duyan kimselerin oruca
başlamaları farzdır (Fetavay-ı Hindiyye, I,197-198).
Çünkü Ramazan ayının girdiği, âdil bir kimsenin beyanıyla
sabit olmuştur.

Ramazan orucunun başladığını
tespit için tek kişinin hilali gördüğüne dair
şahitliği, şu hadis-i şeriflere dayanılarak
yeterli görülmüştür.

1- Nafi' Hz. Ömer'in oğlu Abdullah'ın şöyle
söylediğini rivayet eder:

"İnsanlar hilali izliyorlardı. Ben Rasûlüllah
(s.a.s)'e onu (hilali) gördüğümü haber verdim. Bunun üzerine
Rasûlüllah (s.a.s) oruç tuttu ve insanlara orucu tutmalarını
emretti" (Ebu Davud, Savm, 7, H. No: 2342; Dârimi, Savın, 3; Hâkim,
el-Müstedrek, I, 423).

İkrime, Abdullah İbn Abbas'ın şöyle
buyurduğunu rivayet ediyor: "Bir bedevî Rasûlüllah (s.a.s)'e
geldi. "Ben hilali gördüm" dedi. Rasûlüllah, "Lailahe
illallah Muhammedur-Rasûlüllah'a şahitlik eder misin?" dedi.
Bedevi "Evet" dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz "Ey
Bilal, insanlara bildir de yarın oruç tutsunlar" buyurdu (Tirmizi,
Savm, 7, H. No: 691; İbn Mace, Savm, 6, H. No:1652; Ebu Davud, Savm,
14, H.No: 2340, 2341; Nesâî, Siyam, 8, H. No: 2115; Dârimî, Savm, 7;
Hakim, Müstedrek,

Tirmizi, bu hadisi şerifi rivayet ettikten sonra
şunları söylüyor: "İlim ehlinin çoğu bu
hadisle amel ederek oruç tutmak için yalnız bir kişinin
şahitliği de makbuldur demişlerdir. Nitekim İbnul Mübarek,
Şâfiî, İmam Ahmed ve Küfe ehli bu görüştedir. Buna
mukabil orucun bozulması için en az iki şahidin gerekli
olduğunda ittifak vardır".

"Ramazan'ın bittiğini gösteren
Şevvâl hilalini tesbitte iki şahid gereklidir" derken,
şu hadislere dayanılmaktadır:

1- Rib'i İbn Haris, Peygamber Efendimizin
sahabelerinden birinin şöyle buyurduğunu rivâyet eder: "İnsanlar
Ramazan'ın son günü hakkında ihtilafa düşmüşlerdi.
Bu sırada iki bedevî geldi ve "Dün akşam hilali gördük"
diyerek Rasûlüllah (s.a.s)'in yanında Allah'a yemin edip
şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s) insanların
orucu bozmalarını emretti" (Ebu Davud, Savm, 13).

Bu ravilerden zikredilen ikinci bir rivayet şöyledir:
"Rasûlüllah (s.a.s) Ramazan'ın otuzuncu gününü tamamlamak
üzere ve oruçlu iken sabahleyin iki bedevi geldi. Allah'tan başka
ilah olmadığına yemin ederek önceki akşam hilali gördüklerine
dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s) emriyle
oruca son verildi" (Dârekutnî, Siyam, 14).

Yine aynı ravilerden nakledilen üçüncü bir
rivayet şöyledir: "Müslümanlar Ramazan'ın otuzuncu gününü
tamamlamak üzere oruçlu iken sabahleyin iki bedevî geldi. Allah'tan başka
ilah olmadığına ve dün hilali gördüklerine dair
şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s)'in emriyle
oruca son verildi" (İbn Hanbel, IV, 314).

Ebu Umeyr İbn Enes der ki: "Rasûlüllah (s.a.s)'in
sahabilerinden olan Ensar kabilesine mensup amcalarım şu hadisi
rivayet ederek dediler ki: Havanın elverişsizliği yüzünden
Şevval ayının hilalini göremedik ve oruç tutuyorduk.
Gündüzün geç vakitlerinde bir kafile geldi; dün hilali gördüklerine
dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine (Rasûlüllah (s.a.s) insanların
oruçlarını bozmalarını ve ertesi gün bayram namazına
gitmelerini emretti" (İbn Mace, Siyam, 6 H. No: 1653; Nesâî,
el-İdeyn, 21; Ahmed b. Hanbel, V, 87).

Hz. Enes (r.a)'den şu hadis-i şerif
nakledilir: "Enes'in amcaları Rasûlüllah (s.a.s)'in huzurunda
hilali gördüklerine dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine
Rasûlüllah (s.a.s) insanlara oruçlarını bozmalarını
ve ertesi gün bayram namazına gitmelerini emretti" (Ahmed b.
Hanbel, III, 279).

Abdurrahman b. Ebi Leyla şöyle der: "Ömer
(r.a)'le beraber bulunuyorduk. Ona bir adam gelip "Şevvâl
hilalini gördüm" deyince Hz. Ömer (r.a) "Ey insanlar
orucunuzu bozun" dedi" (Ahmed b. Hanbel, I, 28).

Her ne kadar Hz. Ömer (r.a)'den rivayet edilen bu
haber tek kişinin şahitliği ile Ramazan orucunun
bozulabileceğini ifade ediyorsa da, diğer hadislerde iki veya
daha çok kişinin şahitliği beyan edildiği için,
Ramazan orucunun sona erdiğine karar vermek üzere en az iki
şahidin gerektiği hükmü verilmiştir. Bununla beraber, tek
kişinin şahitliğini kabullenen alimler de vardır.

Hanefi mezhebine göre Ramazan hilalinin görülmesinde
aranan şahit sayısı Şevval hilalinin görülmesinde
aranandan farklı olduğu gibi, her iki ayda da havanın açık
veya kapalı olması durumunda da aranan şahit
sayıları değişmektedir:

A- Orucun başladığını bildiren
Ramazan hilalinin görülmesinde gerekli olan şahit sayısı:

a) Havanın kapalı (bulutlu veyâ sisli) olması
halinde Ramazan hilali için tek bir kişinin hilali gördüğüne
dair şahitliği yeterlidir. Erkek veya kadın olması
farksızdır. Ancak, şahidin müslüman, âdil, akıllı
veya baliğ olması şarttır.

b) Havanın açık olması halinde iki görüş
zikredilmiştir:

aa-Tercih edilen görüşe göre; haberleri zann-ı
galib ifade edecek sayıda çok kişinin hilali gördüklerine
dair şahitlik etmeleri gerekmektedir. Bu kişilerin
sayılarını da tayin etmek Müslüman Ulul-emre (idareciye)
bırakılmıştır.

bb-Diğer bir görüşe göre ise; iki âdil
şahidin şehadeti yeterli sayılmıştır. Günümüzde
bu görüşün alınmasını uygun görenler vardır.

B- Orucun (Ramazanın) bittiğini belirten
Şevval hilalinin görülmesinde gerekli olan şahit
sayısı:

a) Havanın kapalı olması halinde: âdil
iki erkeğin veya bir erkek iki kadının hilali gördüklerine
dair şahitlikleri yeterlidir. Şahitlerin müslüman, akıllı,
baliğ, hür ve âdil olmaları şarttır.

b) Havanın açık olması halinde; yine
iki görüş zikredilmiştir

aa-Tercih edilen görüşe göre, haberleri zann-ı
galib ifade edecek sayıda şok kimsenin şahitlik etmeleri
gerekir.

bb-Diğer bir görüşe göre ise, iki âdil
şâhidin şahitliği yeterli sayılmaktadır. Bu
zayıf görüştür (Hilal hakkında Hanefi mezhebinin görüşleri
için bakınız: (Bedâyiü's-Sanâyi', II, 985, 989; Serahsi,
el-Mebsut, Matbuatu's-Saade Kahire (t.y.), III, 139-140).

Şâfiî hukukçuları ihtilaf-ı metali,
yanî boylam farkını gözönünde bulundururlar. Buna rağmen,
onlara göre hilal doğuda görülürse onların
batısında kalan bütün müslümanların bunlara uyması
gerekir. Ama batıda görülürse doğudakileri bağlamaz.
Aynı meridyen üzerinde olanlar da birbirlerine tabi olurlar. Diğer
fıkıh ekollerine göre ise buna itibar edilmez. Dünyanın
neresinde olursa olsun, hilalin görülmesi diğer yerler
hakkında da geçerlidir. Hilâl bir yerde görüldüğünde diğer
bütün müslümanların bayram yapmaları gerekir. Bu da
İslam ümmeti arasındaki birliği sağlamaya daha
uygundur.

Fukahânın büyük çoğunluğuna göre
rasathane hesaplarına itibar edilmez. Hilalin görülmesi gerçekleşmediği
takdirde önceki ayı otuza tamamlamakla kamerî ay başlar.
Şâfiilerden bazı âlimlerle çok az sayıdaki hanefi
âlimlere göre ise, rasathane hesaplarına da itibar edilir. Ancak
yukarıda kaydettiğimiz bütün hadislerde hesap ile hilalin
tespiti asla söz konusu edilmemiştir. Rasûlüllah (s.a.s)'den sahih
senedlerle rivayet edilen bu hadislerde hilallerin sübutunu, hilalin
gözle görülmesine bağlamaktadır.

Bu anlamda rivayet edilmiş bütün hadislerin
hiçbirinde hesaba itibar edileceğine dair bir işaret mevcut
değildir. Hatta Rasûlüllah (s.a.s) bir hadislerinde "Biz
ümmî bir ümmetiz: yazı bilmez, hesap bilmeyiz" (Buhârî,
Savm, 13; Müslim, Siyam, 15; Ebû Davûd, Savm, 4) buyurarak hesaba
itibar edilmeyeceğini kesin olarak belirtmiştir. Sahabenin
ittifakı da hesap üzere değil, rü'yet üzere olmuştur.

İslâm dini, belli bir zümrenin değil, her
sınıf ve milletten insanların dinidir. Hilalin gözle
gözetlenmesi havâs-avâm herkesin imkanı dahilinde olan bir
husustur. Hesap esas alındığı takdirde ancak bu
işten anlayanlar tahkiki bir bilgiye dayanarak hilali tesbit
edebilirler. Genel halk tabakası ile bu işten anlamayanlar
onları taklit etmek zorunda kalırlar. Tahkiki bir bilgiye
dayanarak bütün müslümanların Ramazan orucuna
başlamaları ve bayram yapmaları mümkün olmaz. Bununla
beraber rü'yeti esas alan âlimlerden bir kısmı, hilalin
hesapla kesin olarak tesbit edilebileceğini de kabul etmezler.

Gözle görmenin esas olduğunu söyleyen
âlimlerin bir kısmı, hesapla hilalin tespitini, müneccim ve
kâhinlerin sözlerini kabul etme ile aynı durumda görür ve bu
gibilerin sözlerine itimat etmenin İslâm'da yasaklandığını
ifade ederler.

Hanefilerin bu husustaki genel görüşleri ise
şöyledir: Astronomi âlimlerinin ayın hareketlerini esas alarak
yaptıkları hesaplara itibar edilerek Ramazan ayının
girdiği ilan edilemez. İbn Abidin şöyle der:
"Muvakkitlerin (zamanı hesaplayan uzmanların) sözüne
itibar yoktur. Yani halka oruç farz olmak için, onların sözü
delil olmaz. Müneccimlerin hesabı ile amel etmek caiz değildir.
Muvakkitlerin, filân gecede hilâl gök yüzünde şöyle
görülecektir demeleri ile oruç tutulmaz." Fetavay-ı
Hindiyye'de "Hilal meselesinde müneccimlerin haberlerine müracaat
edilmeyeceği gibi; geçerli olan görüşe göre, onların sözleri
de kabul edilemez. Hatta bir müneccimin bu hususta yaptığı
hesapla, kendisinin amel etmesi caiz değildir" denilmektedir
(Fetavay-ı Hindiyye, I, 197).

Meselenin özü şudur: İslâm bilginleri,
astronomi ilminin sonuçlarını inkâr noktasında
değildir. Ancak hilalin gözlenmesi, nassla sabit olan bir ameldir.
Nitekim Hanefî fukahası bunun vacib olduğunda ittifak
etmiştir. İlmin ilerlemiş olması her hangi bir vacibi
ortadan kaldırmaz. Kaldı ki; gözle görmenin kalbe vereceği
rahatlıkla, takvim yaprağına bakmak arasında büyük
bir fark vardır.

Çoğunluğun katıldığı
sahih görüşe göre müneccimlerin ve astronomî bilginlerinin bu
husustaki sözlerine itibar edilmez. Çünkü hesaplar kesin olsalar da
bunları yapanlar hatadan masum değildirler. Nitekim
memleketlerin takvimlerinin birbirinden farklı oluşu da bunu göstermektedir.
Diğer yandan, hesaplara göre kamerî aylar mutlaka otuz veya yirmi
dokuz değildir. Sürekli değişkendir. Bir yıl otuz gün
süren bir ay, ertesi yıl yirmi dokuz olabilir. Allah Teâlâ, kullarına
kolaylık olması için orucun yirmi dokuz olacağını
Peygamberi vasıtasıyla bizlere bildirmiştir. Abdullah
İbn Ömer (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)'in şöyle buyurduğunu
ifade ediyor: "Ayın yirmi dokuzuncu gecesi olunca hilali görmeden
orucu açmayın. Şayet hava kapalı olursa (görmenize mani
olursa) sayıyı otuza tamamlayın" (Buhârî, Savm, 11).

Abdullah (r.a)'dan nakledilen diğer bir rivayette
şöyle der: "Rasûlüllah (s.a.s) Ramazan'dan bahsetti. İki
elini birbirine vurarak; Bir ay şöyle şöyle ve şöyledir
dedi. Üçüncü defasında baş parmağını
kapattı ve şöyle buyurdu: "Orucu hilali gördüğünüzde
tutun ve hilali gördüğünüzde açın. Şayet hava
kapalı olursa (size engel olursa) ayı otuza göre takdir edin
" (Müslim, Siyam, 2, H. No: 1080).

Abdullah'dan nakledilen diğer bir rivayet ise
şöyle varid olmuştur: "Bir ay yirmi dokuz olur. Hilali görmeden
orucu tutmayın ve hilali görmedikçe orucu açmayın. Şayet
hava kapalı olursa (görmenize engel olursa) onu takdir edin"
(Müslim, Siyam, 3 (7), H. No: 1080; Ebu Davud, Savm, IV, H. No: 2320;
Dârimî, Savm, V; İmam Malik, Muvatta, Siyam, I). Bu hadis-i
şerif'te zikredilen "onu takdir edin" ifadesinden neyin
kastedildiği hususunda alimler arasında görüş
farklılıkları vardır.

a) İmam Mâlik, İmam Şâfiî, İmam
Ebu Hanife, Selef ve Halefden Cumhur-u Ulema diğer hadisleri delil göstererek
bunun manasının "Şayet hilali göremezseniz ay'ı
tam sayı olan otuza göre takdir edin" olduğunu söylemişlerdir.

b) İmam Ahmed İbn Hanbel ise "şayet
hilali göremezseniz onun bulut altında olduğunu takdir
edin" manasını ifade ettiğini bildirmiş ve
ayın yirmi dokuzunda hava açık olur da hilal görülmezse,
otuza tamamlanacağını; buna mukabil, hava bulutlu veya
sisli olur da görülmezse, hilalin var sayılacağını
ve o ay'ın yirmi dokuz kabul edileceğini söylemiştir.

c) İbn Şureyh, İbn Kuteybe gibi bir
kısım âlimler ise buradaki "onu takdir edin"
ifadesinden "Şayet hilali görmezseniz, astronomik hesaplara
göre onu takdir edin" anlamının kastedildiğini ileri
sürmüşler, ancak bu görüşleri âlimler tarafından kabul
görmemiştir. Çünkü diğer bir rivayette "... Şayet
hilali görmenize hava durumu mani olursa ay'ın
sayısını otuz güne takdir edin" diye varid olmuştur
(Buhârî, Şerh Umdetul-Kari, Muniriye matbaası, Mısır
baskısı, X, 201; Müslim, Şerhi Nevevî, VII, 190).

Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur:
Ramazan ayının başlangıç ve bitiş tarihlerinin
tesbitinde başvurulacak yol, hilale bakmaktır. Hilal görülmediği
takdirdedir ki birinci görüşe göre bu ayın otuz olduğu
takdir edilecek; ikinci görüşe göre ise astronomik hesapların
takdirine başvurulacaktır. Bu son görüşün kabule
şayan olmadığı belirtilmiştir.

Abdullah İbn Ömer (r.a) Rasûlüllah (s.a.s)'in
şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Allah hilalleri,
vakitleri bildiren vasıtalar kıldı. Hilali gördüğünüzde
orucu tutun; hilali gördüğünüzde orucu açın. Şayet
hava kapalı olursa (buna mani olursa) takdire çalışın
ve bilin ki bir kameri ay otuz günden fazla olamaz? (Hakim, Müstedrek,
I, 423).

Rü'yeti esas alanlar, şahitlerin yalan
şahitlik etme ihtimali üzerinde de durarak, bunun mümkün olduğunu
kabul eder ve derler ki: Şeriat zâhir ölçüleri esas almıştır.
Her şahitlik hakkında bu durum söz konusudur. Bâtını
ancak Allah bilir (İbn Abidin, a.g.e., s. 214). Bu ihtimali hesaba
katan Hz. Peygamber (s.a.s) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:

"Orucunuz, oruç tuttuğunuz gündür. Fıtır
bayramınız, bayram yaptığınız gündür.
Kurban bayramınız da bayram yaptığınız gündür"
(Tirmizi, Savm, 11).

Hesaba itibar edileceğini söyleyenlerin
delilleri:

Peygamber (s.a.s)'in "Biz ümmî bir ümmetiz: yazı
bilmez, hesap bilmeyiz"şeklindeki hadisi o günkü bir vakıayı
dile getirmektedir. Peygamber (s.a.s) İslâm ümmetinin bu hal üzere
devam edeceğini söylemiyor. Hesaba başvurmanın müneccimlik
ve kahinlikle de bir ilgisi yoktur. Kâhinler, yıldızların
hareketlerinden fert ve toplumun geleceği hakkında mana çıkarır,
kehânetlerde bulunurlar. Oysa rasathane hesapları bir ilimdir, ilmî
usullerle neticeye varır.

Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de güneş, ay ve
yıldızların belli ölçüler dahilinde hareket ettiklerini,
kâinatın tamamına bir nizamın hakim bulunduğunu ve bu
nizama bir değişikliğin arız
olmadığını haber vermektedir. Astronomi ile
meşgul olanlar, hassas aletlerle donatılmış
rasathanelerde bu hareketleri hesap ederler. Hilalin hesapla tespiti müslümanlar
arasında birliği sağlar. Böylece müslümanlar aynı günde
oruca başlama ve aynı günde bayram yapma imkanına
kavuşmuş olurlar.

Hesaba itibar edilmesini savunan âlimler, yukarıdaki
delillerine ek olarak, orucun da namaz gibi bir ibadet olduğunu,
namaz vakitlerini tespit ederken nasıl hesaba itibar ediliyorsa, oruç
konusunda da hesaba itibar edilmesi gerektiğini söylerler.

Şâfiî âlimlerden İman Sübkî, hesaba
itibar etmenin ötesinde hesabın esas alınması
gerektiğini savunur. Ona göre şahitler, hilâli gördüklerine
dair şahitlik etseler, hesap ehli de o gün görülmeyeceğini söyleseler,
hesap ehlinin görüşüyle amel edilir. Çünkü hesap, kesindir,
şahitlerin şahitliği ise zannîdir (Sübkî,
İlmul-Menşur fi İsbati'ş-Şuhür, Mısır
1329, s. 26). Aynı mezhebe bağlı İbnu'l-Hacer ise, bu
durumda hesaba uyabilmek için hesap uzmanlarının
ittifakını şart koşar (İbn Abidin, a.g.e., s.
227).

Bu görüşte olan âlimler, her hesap uzmanına
güvenilemeyeceğini, vereceği bilgiye dinî bir ibadet dayandırılacağından
mü'min ve âdil olması gerektiğini belirtirler (Muhammed Bahît,
İrşâdu Ehlil-Mille ila İsbatil-Ehille, Mısır
1329, s. 271).

Meselenin özü şudur: Bir kimse, Şevval
hilalini gördüğünü veliyyülemr veya kadı'ya müracaat
ederek beyan ederse, onlar tasdik ettiği anda Ramazan bayramı ilân
olunmuş demektir. Laik olan (yani din ile devlet işlerini
ayrı mütalaa eden) devletler Ramazan-ı Şerif
ayının başlangıcını ve bayramını
ilân etme hakkına sahip değildirler. Zira bu dini (İslâmî)
bir meseledir. Onların bu konuda velayet hakkı yoktur. Velev ki
ilân etseler dahi, hükmen geçerli değildir. Zira velayet
hakkı bey'at sonucu ortaya çıkar. Halbuki laik devlet, hangi
dinden olursa olsun, bütün vatandaşları eşit kabul etmek
durumundadır. Nasıl yahudilerin ve hristiyanların bayram günlerini
ilân etmiyorsa, müslümanların bayram günlerini de ilân edemez.
Ettiği takdirde, vatandaşlar arasında eşitliği
bozmuş ve din istismarı yapmış olur.

Son yıllarda rü'yet-i hilâl konusunda, farklı
siyasî coğrafyalarda bulunan müslümanlar arasında bir ihtilaf
görülmektedir. Bunun giderilmesi için rüyet-i hilâl toplantıları
yapılmış ve bazı kararlar
alınmıştır. Fakat pratikte bu kararların hiç bir
faydası olmadığı müşahade edilmektedir. Müslümanlar
yine ayrı ayrı günlerde Ramazan orucuna başlamakta ve
farklı günlerde bayram etmektedirler. Bunun sebebini Kemalüddin
İbnül-Hümam'ın şu tespitinde bulmak mümkündür:
"Müslümanların kendi içlerinden bir emir seçmelerinin
sebebi; İslâm'ın emirlerini (ve hükümlerini) hakkı ile
eda etmek içindir" (Kemalüddin İbnül-Hümâm, Kitabû'l
Müsayere, İstanbul 1979, 265) O, bu ifade ile siyasi şuurun
temelini tespit etmiştir. Mü'minlerin kendi içlerinden seçtikleri
bir emire itaat etmeleri, nassla emrolunmuştur. Günümüzde bu
mahiyette bir emir sahibi bulunmadığı için rüyet-i hilal
konusundaki ihtilaflar devam edecektir. Mükellef olan her mü'min, bu
durumu iyi düşünüp tağutî güçlerin din istismarı
karşısında direnmelidir. Tağutî güçleri reddetmenin
bir iman meselesi olduğu asla unutulmamalıdır.

Şamil İA


Konular