Şamil | Kategoriler | Konular

Semavi din

SEMAVÎ DİN



Allah Teâlâ'nın peygamberlerine vahyettiği
esas ve hükümler; akıl sahibi insanları kendi arzuları
ile hayırlara yani dünya ve âhiret saadetine sevk eden sistem. Başka
bir tabirle Semavî veya ilahi din, peygamberlerin ilahi vahye dayalı
olarak tebliğâtıdır ki, insanları kendi iradeleri ile
her türlü iyiliklere sevkedip kötülüklerden alıkoyar. Dini gerçeklerin
peygamberlere vahyedilerek bildirilmesi madde ve tabiat âleminin
ötesinde manevi hallerdendir. Bunlar, madde ve özellikleri gibi
duyularla kavranmaz. Yalnız duyulara ve akla dayanan deliller ile
aydınlatılmış temiz vicdanlar ile sıhhatlerine hükmolunur.
Bunları tebliğ eden peygamberlerin doğrulukları, gösterdikleri
mucize ve başka beyyinelerle anlaşılır.

Tek olan Allah'a inanıp yalnız O'na ibadet
etmeyi emreden semavî din, beşeriyetin ilk dinidir.
İnsanlığın başlangıcının
vahşet devri olduğunu ve dininin de bir takım yanılma,
aldanma ve insanların kollektif heyecanlarına dayanan batıl
inanç ve ayinlerden ibaret bulunduğunu ileri süren sosyolojik
teorilerin hiçbir bilimsel değeri yoktur. Dinin menşei vahiy ve
nübüvvettir. Hz. Âdem ilk insan ve ilk peygamberdir. İlahi vahye
mazhar olan Hz. Âdem, evlad ve torunlarını, onlara hakk dini
yani semavî dini öğreterek eğitmiştir. İnsanlar,
sonradan çeşitli marazî hallerle hak ve semavî dinden uzaklaşmışlar
ve sapıklık çukurlarına düşmüşlerdir.
Cenab-ı Allah zaman zaman gönderdiği peygamberleriyle
insanları hakka ve tevhide davet ettirmiştir. Dinin hakiki vâzı'ı
ve kurucusu Allah Teâlâ'dır. Hiçbir insan, hatta peygamber bile
kendiliğinden bir din oluşturamaz. Peygamberlere, dinleri
Allah'tan alıp tebliğ etmiş olmaları
bakımından mecazen din ve şeriat vazı'ı
denilebilir.

Allah'ın vahyine ve peygamberlerin
tebliğatına dayanmayan, düşünceler, semavî din olamaz.
Allah'tan kendilerine vahy edilip kitab indirilen Hz. Musa, Hz. İsâ
ve Hz. Muhammed gibi peygamberlerin bildirdikleri dinlere semavî din
denilmesi doğru olur. Bir kimsenin veya bir cemaatın din
adıyla ortaya attıkları fikir ve içtihadlar, din olmayıp;
bunların görüş ve mezhebleridir. Aslında, Mecusî dini,
Buda dini, putperestlik dini denilmez. Mecusî mezhebi, Buda mezhebi...
denilir. Batıda bunlar "İzm" ile
adlandırılır: Budizm, Hinduizm, Fetişizm gibi.

Semavî dinlerin hepsi aynı olan iman ve akaid
esaslarında birleşmişlerdir. Onların şöyle ortak
yanları vardır.

Bütün semavi dinler, Allah Teala'nın zat ve
sıfatlarında tek olduğunu ve O'nun yegane
yaratıcı ve müessir olduğunu, ibadetin yalnız O'na
yapılacağını ve O'ndan başkasına ibadet
edilemeyeceğini bildirirler.

Gönderilen peygamberlerin hepsine iman etmeyi
emrederler. Peygamberler, Allah'ın kendilerine vahiy gelen elçileri
olduğunu mucizelerle ispat ederler: "Peygamberleri onlara
beyyineler (mucizeler) getirdiler..." (Yunus, 10/13; İbrahim,
14/9).

Peygamberlere indirilen kitablara iman etmek emredilir.
Semavî dinlerde Allah'tan peygamberlerine vahiy ve kitabların
indirilmesi dinin esaslarındandır. Kitablar, indirilen vahyin
yazılı şekilleridir.

Meleklere iman semavi dinlerde iman
şartlarındandır.

Öldükten sonra ahirette diriltileceğimiz ve bu dünyada
yaptıklarımızın hesabını orada vererek
Cennet veya Cehenneme gideceğimiz esası üzerinde ısrarla
durulur.

Allah'ın kaza ve kaderine imanla birlikte O'nun
kullarına zulmetmeyeceğine, Kulların hür irade ve
ihtiyarları ile iyi veya kötü bir yola gireceklerine ihtiyarî işlerinde
ne yaparlarsa kendi iradeleri ile yaptıklarına inanmak Semavî
dinlerin esaslarındandır.

Semavî dinlerin bildirdiği esaslarda akıl,
ilim ve gerçeklerle çelişecek bir şey bulunmaz.

Semavî dinler, şekilleri değişik bile
olsa, namaz, oruç, zekat, Allah'ı anma gibi ibadet
esaslarını vaz' etmiş ve bunlarda ihlası
emretmiştir.

Semavî dinler, insanların birbirlerine
karşı şefkatli ve merhametli davranmalarını; can,
namus ve mal haklarına riayeti; muamelât ve haklarda musavat ve
adâleti, vazife ve emanetlere riayeti; iffeti, istikameti, her türlü
iyilik ve yardımlaşmayı, birlik, beraberlik ve
kardeşliği emretmişler; her türlü kötülük, ahlaksızlık
ve hayasızlığı yasaklamışlardır.

Hülasâ, bu dinler, yalnız bir Allah'a iman ve
ibadet edip, dosdoğru hareket eden insan olmayı
emretmişlerdir. Semavî dinlerin asıl hedefi; insanların
hem içlerini, hem de dışlarını temizleyerek
onları kemale erdirmek ve dünya ve ahiret saadetine eriştirmektir.
Semavî dinlerin bu özelliklerini Kur'an-ı Kerim şöyle açıklar:

"Allah, dini dosdoğru tutun ve onda tefrikaya
düşmeyin diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi,
İbrahim'e, Musa'ya ve İsa ya tavsiye ettiğimizi sizin için
şeriat ve hukuk düzeni yaptı. Fakat müşrikleri kendisine
davet ettiğin bu din, onlara zor gelmiştir. Allah
dilediğini kendine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola
iletir" (eş-Şurâ, 42/13)

Semavî dinlerin herbiri aslında hak ve
doğrudur ve kendisiyle amel edilir; mensubları tarafından
yapılan tahrif ve değişikliklerle batıl olur; müddeti
geçince bir peygamberin yeni bir şeriat getirmesiyle nesh olunur da
ibadet ve muâmelat sahasında kendisiyle amel edilmez. Allah Tealâ,
Semavî dinlerin tahrif edilmeleri ile düzeltilmeye ve amel
müddetlerinin geçmesiyle yenilenmelerine ihtiyaç duyulması
sebebiyle pek çok peygamber göndermiştir.

Yahudiler Hz. Musâ'nın tebliğ ettiği
dini ve Tevrâtı çeşitli yalan ve yanlışlarla tahrif
edip bunların düzeltilmesi için gönderilen peygamberlerin çoğunu
öldürünce, Allah Tealâ Hz. İsa'yı göndermiş; Hz. Musâ'nın
tebliğ ettiği semavî din Hz. İsâ'nın tebliğ
ettiği ilahi dinle (Hıristiyanlıkla) düzeltilmişti.
Hz. İsa'yı inkâr eden Yahudiler değiştirdikleri eski
dinleri üzerinde kalmışlar, Hz. İsâ'nın
peygamberliğine inanan Hıristiyanlar da O'nun ref'inden sonra,
halkı putperest olan Romalılara
Hıristiyanlığı kabul ettirmek ve dairesini
genişletmek için, teslis gibi, putperestliğin birçok batıl
itikad ve âdetlerini bu semavî dine sokmuşlardı. Böylece Hz.
İsâ'nın tebliğ ettiği ilahî din, değiştirilip
tahrif olununca, Hz. Peygamber Muhammed (s.a.s)'in tebliğ ettiği
İslâm dini ile yenilenmiştir. Aslında Musevilik ve
Hıristiyanlık Allah'tan indirilen diğer semavî dinler gibi
vahiy ve nübüvvete dayanıp ilahi dinlerde aranılan
özellikleri içeriyor ise de, bugün İslâm dininden başka bu
dinlerin gerek akaidinde, gerek ibadet, muamele ve ahlâk sahalarındaki
tatbikat ve teferruatında semavî dinlerde bulunan esas ve
özelliklere aykırı ve bunları tekzib eden pek çok yanlışlıklar
ve durumlar vardır.

Yahudilik ve Hıristiyanlığın tahrif
edilerek hurafeler ve cehaletle doldurulması ve akıl ve
hikmetten uzak kalmaları sebebiyle 19. asrın sonlarına
doğru Avrupa da J.J. Rousseau, J. Simon, Voltaire gibi aydınlar;
vicdanları tatmin etmek ve toplumların ahlaklı
olmalarını sağlamak için "Tabiî din" adı
ile birtakım fikir ve esaslar ortaya koymuşlardı. Bunlar
vahiy ve nübüvveti ve dolayısıyla semavî dinleri inkâr etmişlerdi.
Vahiy ve nübüvvete dayanmayan ve dindir diye ortaya atılan bu
fikirler, insanların akıl ve keyfi arzuları ile
uydurulmuş olacağından kutsallık ve ilahi gerçeklikten
yoksun kalacaklar; akılları doyuramayacak ve vicdanları
tatmin edemeyeceklerdir.

Bugün Hz. Peygamber'in tebliğ ettiği
İslâm'dan başka bozulmadan kalan ve hakiki semavî din vasıflarını
taşıyan bir din yoktur.

Allah katında asıl din ancak İslâm'dır"
(Âlu İmrân, 3/19). Allah'ın bileceği hakikî mazereti
olmadan bu dini kabul etmeyen kimse ebediyyen hüsrandadır.

"Her kim, İslâm'dan başka bir din arar
ve isterse, bu, kendisinden asla kabul edilmeyecektir. O kimse ahirette de
hüsrana uğrayanlardan olacaktır" (Âlu İmrân, 3/85).

Şurası bir gerçektir ki; değiştirilip
tahrif edilmeden korunmuş olan bir semavî dine bağlanılmadan
yüksek ahlâk ve faziletli kimselerden teşekkül edecek toplumlar
meydana gelemez. Milletlerin ve insanların ekonomik ve fiziksel güçlerle
birbirlerini bombardıman etmelerinden kurtarmak için bir çare
varsa, o da onların içten Allah'a ve O'nun saadet ve iyilik yolu
olan İslâmı iyi ve doğru anlamaları ve buna iman
etmeleri ile bulunacaktır.

Muhiddin BAĞÇECİ


Konular