Şamil | Kategoriler | Konular

Setr-i avret

SETR-İ AVRET

Müslüman erkeklerin ve kadınların
değişik ortam ve farklı kişilerin yanında vücutlarının
ne şekilde örtülmesi gerektiğini ifade eden bir
fıkıh ıstılahı. "Setere" fiilinden türeyen
"setr", örtmek, kapatmak, "Avret" ise örtünmesi
gereken yerler demektir. Setr-ı avret, namazın farzlarından
biridir. Erkeklerin avret yerleri ile kadınların avret yerleri
farklı olduğu gibi, mahrem (yakın) olan akrabalar
karşısında kapatılması gereken avret yerleri ile
yabancılar karşısında kapatılması gereken
avret yerleri de farklıdır. Kadınların yanında
kapatılacak yerlerle erkeklerin yanında kapatılacak yerler
yine farklıdır.

Erkeklerin avret yeri: Hz. Peygamber (s.a.s) erkeklerin
avret yerini şöyle açıklamıştır: Erkekler için
kapatılması gereken yerler, göbekten diz kapağına
kadar olan kısımdır. Erkekler, belirtilen yerlerini açamaz,
başka erkeklere ve kadınlara gösteremezler.

"Kardeşinin edep yerlerine bakan
lanetlenmiştir" buyuran Rasûlüllah bir diğer hadisinde;
"Yemin ederim ki, bir insanın edep yerlerine bakmaktan yahut da
başkasının edep yerlerimi seyretmesine razı olmaktansa,
gökten yere düşerek iki parça olmayı tercih ederim" (el-Mebsut,
Kitabul-İstihsan). Başka bir hadisinde ise "Dikkat, çıplaklıktan
sakının. Çünkü tuvalette bulunduğunuz, eşinizle
buluştuğunuz vakitler hariç, yanınızdan hiç ayrılmayan
ve daima sizinle olan birisi vardır" buyurmaktadır.

Erkeklerin zikredilen bu avret yerleri, kendisine
mahrem olsun yabancı olsun, ister erkek ister kadın, herkes için
aynıdır. Bir erkek edep yerlerini ancak hanımının
yanında açabilir. Hukuken hiç bir günahı yoktur, istedikleri
yere bakabilirler. Ancak haya duygusunun yok olmamasını isteyen
İslam, karı-koca arasındaki ilişki anında bile
tamamen açılıp saçılmayı hoş görmemiştir.
Rasûlüllah şu tavsiyeyi yapmıştır: "Eşinize
yaklaştığınız zaman örtünmelisiniz. Eşekler
gibi çıplak olmayın" (İbn Mâce, Cinsi
münasebetteyken Örtünme babı). Ancak bu tavsiyenin kesin bir hüküm
olmadığı bir başka hadisten
anlaşılmaktadır: "Edeb yerlerini koru. Ancak ailen ya
da elinin altında bulunan (cariyen) hariç" (Müslim, Ebû
Davûd, Tirmizî, İbn-i Mâce). İslâm âlimleri cinsel yakınlaşma
anında eşlerin birbirinin tüm organlarına
bakabileceğini; ancak, haya-utanma gibi duyguların tamamen yok
olmaması için en azından erkeklik ve kadınlık
organlarına bakılmamasını; birleşmenin bir
örtünün altında yapılmasını uygun görmüşlerdir.
Hayanın imandan olduğunu bildiren İslâm peygamberi, insanın
yalnız başına olduğu zaman bile tamamen çıplak
olmasını yasaklamıştır. Çünkü tuvalette ve eşiyle
birleşme anının dışında her zaman
insanın iki omuzunda kirâmen kâtibin * melekleri ve her yerde hazır
olan Allah onu görmektedir. Kendi avret yerlerini göstermedikleri gibi
başkalarının avret yerlerine de bakmamaları gereken müslümanların
plaj ve hamam gibi haya duygusundan yoksun insanların kendilerini
teşhir ettikleri yerlerden uzak durmaları bundan
dolayıdır. Diğer bir husus da, hastalık hallerinde
doktorun bakabileceği durumlar vardır. Zaruret hallerinde doktor
bir müslümanın avret yerine bakabilir, gerekirse eliyle
değebilir. Ancak günümüzün kadın-erkek ilişkilerinin
kontrolsüz olduğu bir ortamda erkek doktor varken kadın
doktorlara görünmemek gerekir. Ancak erkek doktor, bulunamadığı
hallerde sağlığın tehlikede olduğu bir durumda
kadın doktora da görülebilinir.

Avret yerinin göbekle diz kapağı arası
olması, müslüman erkeklerin bu kıyafette
dolaşabilecekleri anlamına gelmez. Onlar yine, vücutlarını
kapatmakla yükümlüdürler; giyilecek elbiseleri olduğu halde bu
kıyafetle dolaşamazlar. Bu kadarı, farz olan örtünmedir.
Bunun dışında, giyinmenin sünneti, adabı vardır
ki, Rasûlüllah bu konuda bir örnektir.

Kadınların avret yerleri Kuran-ı
Kerim'in Nur süresi 31. ve Ahzab süresi 59. âyetleri müslüman kadınların
yabancı erkekler karşısında ve sokağa çıktıkları
zaman "kendiliğinden görünen kısımlar"
dışında bütün vücutlarını
kapatmalarını; "cilbab"larının
başlarından aşağı yaka ve omuzlarına
sarkıtmalarını; süslerini açıp göstermemelerini;
gizledikleri süslerin de başkaları tarafından bilinmesi için
uygunsuz hareketler yapmamalarını istemekte; Ahzâb 32. âyette
de Peygamber'in hanımlarının şahsında tüm
müslüman kadınlardan, yabancı erkeklerle
konuştukları zaman sözü yumuşak bir eda ile söylememeleri,
ciddi ve gerektiği kadar konuşmaları istenmekte; bütün
bunlardaki amacın ise kalbinde kötülük duygusu olan fasıkların
ümitlenmemesi ve kıyafetinden hayalı bir müslüman kadın
olduğu bilinsin de rahatsız edilmemesi içindir.

İslâm âlimleri, "kendiliğinden görünen
kısımlar" dan kadınların nerelerinin
kastedildiği, "cilbab"ın Hangi tür örtü olduğu
üzerinde değişik görüşler ortaya koymuşlardır.
Kendiliğinden görünen kısımlar bazı âlimlere göre
vücudu örten dış elbiseler şeklinde
anlaşılırken, bazılarına göre el ve yüz olarak
anlaşılmış; elin ve yüzün de ne kadar açılabileceği
hakkında farklı görüşler ortaya çıkmıştır.
Bu görüşler özetle şunlardır:

a) Bütün vücut örtülmelidir. Ancak bu dış
örtüler görülebilir.

b) Yüz ve eller ile eldeki kına, yüzük,
gözdeki sürme gibi süsler açık tutulabilir.

c) Yüz kapatılmalıdır. Yalnız el açılabilir,
eldeki yüzük, bilezik gibi şeyler de elle birlikte açılabilecek
kendiliğinden görünen süslerdir.

d) Eller açılabilir; yüz ise tamamen olmasa da
göz bölgesi asgari seviyede açılabilir.

Tüm bu görüşler müslümanlar tarafından
benimsenen âlimler tarafından ileri sürülmüştür. İbn
Mes'ud, İbrahim en-Nehâî, Hasan-ı Basrî, İbn-i Abbâs,
Evzaî, Mücahid, Ata, İbn-i Ömer, Enes, Dahhak, Said b. Cübeyr,
Said b. Müseyyeb, Hz. Aişe, Katade ve Hanefi, âlimleri yukarıdaki
görüşlerden birini benimsemişlerdir.

"Cilbab" kelimesinin bütün vücudu örten
örtü şeklinde anlaşılması sebebiyle Hz. Peygamber
zamanında ve daha sonra müslüman kadınların birçoğu
ellerini eldivenle, yüzlerini de peçe ve yaşmak adı verilen
örtülerle kapatmışlardır. Ancak yukarıdaki
farklı görüşlere dayanarak yüz ve ellerini açan müslüman
kadınların sayısı da az değildir. Bu konuda Hicab
adlı eserinde Ebul-A'la el-Mevdudi şunları söylemektedir:
"Kadın bizzat düşünür, hesabını yapar, elini
mi açacağını, yüzünü mü göstereceğini tespit
eder. Nerede hangisi uygunsa onu yapar. Hatta öyle durumlar ve yerler
olur ki, elini bile göstermemesi gerekir... Bir kadın, durumuna göre,
bazen evinden dışarı çıkmak mecburiyetinde kalabilir.
Çalışması gerekebilir. O zaman, elbette ki hem ellerini
hem de yüzünü açacaktır. Çünkü böyle hallerde yüzün ve
ellerin açılması kesin bir zorunluluk belirtir. Fakat söz
konusu şartların dışında kalan kadınlar,
sırf zevk olsun diye şüphesiz bu şekilde hareket edemezler.

Buna göre, "şerîatın gayesi güzelliğin
görünmesini önlemektir. O halde güzelliğin teşhiri için açılmak
suçtur..." Kadınların örtünmesinin amacı,
yabancı erkeklere kadınlıklarını
hatırlatmayacak, erkeklerin kalbine kötü duygular getirmeyecek bir
ortam oluşturmaktır. İslâm toplumunda, sokağa çıkıp
erkeklerin arasına karışan müslüman kadınlar, süslü
ve kokulu olmayan sade bir dış örtüyle kendilerini örterler;
yürüyüşlerine, konuşmalarına dikkat ederler;
ağırbaşlı olurlar. Bu şartlara uyan müslüman
bir hanım toplumun ahlâkî yapısını da dikkate alarak
el ve yüzünü ihtiyaç oranında açabileceği gibi, fitnenin
yaygınlaştığı zamanlarda gerek görürse tamamen
kapanır, hatta zorunlu olmadıkça sokağa dahi çıkmaz.
İslâm toplumunun erkekleri de, "Yabancı bir kadına
arzu ile bakan bir kimsenin gözlerine, kıyamet günü erimiş
kurşun dökülür" hadisini akıllarından çıkarmaz
ve elleri-yüzü açık olan müslüman bir hanıma şehvetle
bakmaz.

Yabancı erkekler karşısında bu
örtünme biçimine uymak zorunda olan müslüman kadınlar, bazı
durumlarda dış elbiselerini giymek zorunda değildirler.
Bunlar;

a) Kendisi ile evlenmesi ömür boyu haram olan
erkeklerin yanında,

b) Şehvet duygularını yitirmiş olan
yaşlı ve hunsa erkeklerin yanında,

c) Evinde hizmetçi olarak kullandığı köle
ve cariyelerinin yanında,

d) Henüz kadınların özel yerlerinden
haberdar olmayan küçük çocukların yanında dış
elbiselerini giymeyip ev kıyafetiyle durabilir. Ancak bu,
onların yanında açılıp saçılmasını
gerekli kılmaz. Aynı evi paylaşmanın getirdiği
zorunluluklar sebebiyle kadın sürekli olarak her tarafını
kapatamayacağı için bu izin verilmiştir. Haya duygusunu
yitirmemiş bir müslüman hanım babasının,
kardeşinin yanında bile kollarını,
bacaklarını, başını, boynunu açmamalıdır.
Ancak zorunlu hallerde veya hava şartlarının neticesinde
bazı hafif yerlerinin açılmasında bir sakıncanın
olmadığını da bilmelidir. Haram olmayan bir şeyi
haram gibi görmemelidir.

e) Kadınların yanındaki giyimi için iki
değişik durum vardır. Müslüman olan, haya duygularını
koruyan, Allah'tan korkan kadınların yanında kapatması
zorunlu olan avret mahalli, göbekle diz kapağı
arasıdır. Müslüman olmayan veya müslüman olduğu halde
iffet duygusu zayıf olan kadınların yanında
yabancı erkekler karşısında nasıl örtünüyorsa
öyle örtünmesi gerekir. Çünkü onlar, o müslüman hanımın
vücudunu birlikte oldukları erkeklere anlatabilir, yabancı
erkekler sanki onu görmüş gibi zihinlerinde onun hayalini
çizerler. Bir müslüman hanımın iffetli vücudu yabancı
erkeklerin hayallerini süslememelidir; o kadın bu gibi sonuçları
doğuracak durumlardan kendini korumalı rastgele her
kadının yanında "kadındır" diye açılmamalıdır.

f) Evlenmek isteyen bir erkek, sözkonusu kadına
tekrar tekrar dikkatlice bakabilir. Ancak bakışlarına
şehvet duygusu karıştırmamak ve bu izni suistimal
etmemekle yükümlüdür. Aynı ölçüler içinde kadın da
erkeğe bakabilir.

g) Hac anında kadın el ve yüzünü
kapatamaz. Mutlaka açması gerekir.

h) Bir hastalık anında kadın doktorun
bulunmadığı ya da elverişli olmadığı
zaman tedavî için gerekli olduğu kadarıyla yabancı bir
erkek doktor veya müslüman olmayan ya da günahkâr bir kadın
doktor müslüman bir kadının vücuduna bakabilir. Ancak
öncelik sırasına dikkat edilmeli; önce müslüman bir kadın
doktor, o olmazsa günahkâr bir kadın doktor, ardından
sırasıyla, müslüman olmayan kadın doktor, İslâm'a
bağlı ahlâklı bir müslüman erkek doktor, o da olmazsa
ancak o zaman başka erkek doktorlara sıra gelir.

ı) Mahkemede şahit olarak dinlenecek bir
kadının, kimliği belli olsun diye yüzünü açması
gerekir.

i) Erkeklerde hiç bir arzu uyandırmayacak kadar
yaşlanmış kadınlar yabancı erkeklerin
yanında dahi dış örtülerini açabilirler. Ancak
örtünmeleri daha iyidir.

Setr-i avret tabiri bir de, namaz için örtünme amacıyla
kullanılır. Namazın farzları arasında, bir deyim
haline gelen "setr-i avret" de vardır; namaza duracak olan
bir kişinin örtmesi gereken yerleri ifade eder. Erkek ile kadının
avret yerleri farklıdır.

Erkeklerin avret yeri göbekle diz kapağı
arasıdır. Kadının avret yeri ise elleri ve yüzü
hariç bütün vücududur. Namazda avret yerlerinin açılması
halinde namaz bozulur. Ancak bunun bazı ayrıntıları
vardır.

Hanefi mezhebine göre örtünerek namaza duran bir kişinin
elbisesi kaza ile açılmışsa, namazın bozulup
bozulmadığını anlamak için açılan yerin
alanı ve açık kalma süresi dikkate alınır. Bir uzvun
dörtte birinden az bir kısmı üç kez "sübhanellah"
diyecek kadar açık kalır da sonra kapatılırsa o namaz
bozulmaz; ancak bundan fazla olursa namaz bozulur.

Hiç bir elbisesi olmayan bir kişi çıplak
olarak namaz kılabileceği gibi; çalıntı olan bir
elbiseyle de namaz kılınabilir. Çünkü zaruret vardır. Çıplak
olarak kılınan namaz ima ile kılınır, hareket
yapılmaz.

Kalın elbise varken ince, geniş elbise varken
dar elbiseyle namaz kılınmaz.

Temiz elbise bulunamadığı zaman
eğer temizlemek için zaman yoksa üzerinde pislik olan elbise ile
namaz kılınabilir.

Bütün vücudu örtecek kadar elbise yoksa öncelik
avret mahalline verilir.

Eteğin alt tarafından veya yakanın
üstünden bakınca vücut görülüyorsa bu, namaza engel olmaz.
Çünkü dışarıdan bakılınca normal
şartlarda görünmüyorsa namaz geçerli olur. Ancak bütün bunlar
giyilecek temiz, kalın ve geniş elbisesi olmayanlar için
verilen izinlerdir. Namaza durmak isteyen bir müslümanın, kendisini
en güzel şekilde kapatacak yeni ve temiz elbiselerini giymesi
gerekir. Yüce Allah bu konuda şu ölçüyü koyuyor: "Ey Ademoğulları
her mescidde ziynetlerinizi üzerinize alın" (el-A'raf, 7/31).

Fedakâr KlZMAZ


Konular