Şamil | Kategoriler | Konular

Salvele

SALVELE

Hz. Peygamber (s.a.s)'e salavât okuma; Allah'a hamd ve
senâ ettikten sonra Hz. Peygamber (s.a.s) hakkında "...
Ve's-Salatü ve's-selâmu alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve
sahbihi ecmain" şeklinde yapılan dua.

Peygamberimiz (s.a.s)'e imanın ve muhabbetin bir
ifâdesi olan bu duayı mü'minlere Allah Teâlâ emretmiştir.
Allah Teâlâ Ahzab süresinde şöyle buyurmaktadır: Hiç şüphesiz,
Allah ve melekleri peygambere salat etmektedirler. Ey İman edenler,
siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin"
(el-Ahzab, 33/56). Bu âyette Allah Teâlâ kendisinin ve meleklerinin Hz.
Muhammed'e (s.a.s) salât getirdiğini bildirmekte, mü'minlerin de
salât getirmesini emretmektedir. Ayrıca O'na selam vermemizi de
vazife kılmaktadır. Bu âyet-i kerimede Allah Teâlâ,
Peygamberinin (s.a.s) hayatını ve mematını
şerefli kıldığını, mevkiini yücelttiğini
açıklamaktadır.

Ebul-Alâ el-Mevdudî bu âyetle ilgili olarak
şunları söyler: "Konunun akışından bu
hususa neden deyinildiği kolayca anlaşılabilir. Bu dönem,
bütün İslâm düşmanlarının İslâm'ın
başarısını kıskandıkları bir dönemdi.
Onu lekeleyerek, onun İslâm ve müslümanların her gün daha da
güçlenmesine sebep teşkil eden ahlakî mükemmelliğine gölge
düşürmeyi planlıyorlardı. Allah bu âyeti gönderdiğinde
şartlar böyleydi. Bu âyetle şöyle denilmek isteniyor:
Kâfirler, münâfıklar ve müşrikler, Hz. Peygamber'in görevinin
başarısızlığa uğraması için ona ne
kadar iftira atsalar ve gözden düşürmeye çalışsalar da,
sonuçta başarısızlık ve rezaletle
karşılaşacaklardır. Çünkü ben, Peygamberime karşı
merhametliyim ve bütün kainatı idare eden melekler de onun
destekleyicileridirler. Onun düşmanları onu suçlayıp
aşağılayarak hiç bir şey elde edemezler, çünkü ben
onun ismini yüceltiyorum ve melekler de sürekli ona saygı ve sevgi
göstermektedirler. Benim rahmetim ve bereketim onunla birlikte iken ve
meleklerim "Ey Alemlerin Rabbi, Muhammed'i daha yüce makamlara çıkar,
onun dinini yay ve geliştir" diye gece gündüz sürekli dua
ederken, kâfirler, fitne ve tuzaklarıyla Peygamberime hiç bir zarar
veremezler" (Mevdudî, Tefhîmul-Kur'an, İstanbul 1991, IV,
450-451).

İmam Kurtubî de bu âyetin tefsirinde
"rivayet olunduğuna göre" diyerek şöyle bir hadis
zikretmektedir: Ashab-ı Kiram, Rasûlüllah (s.a.s)'e: - Ya
Rasulallah! Ahzab süresinin "Şüphesiz Allah ve Melekleri
Peygamber'e salât eder..." ifadeleri ile başlayan âyetinin
manasını açıklar mısınız? Diye
sormuşlar.

Hz. Peygamber (s.a.s) buyurdu ki:" - Bu
sorduğunuz ilm-i meknûndur (Yani insanlara açıklanmamış
bilgilerdendir). Eğer bu konuda bana sormasaydınız, onu
size açıklamazdım.

Allah benim için iki melek vazifelendirdi. Bir
müminin yanında anıldığımda bana salat getirirse
bu iki melek (ona) Âllah seni bağışlaşsın"
diye dua ederler. Allah'ın (diğer) melekleri bu iki meleğin
duasını pekiştirerek "amîn"derler, Allah da (bu
duayı kabul eder)".

Bir müminin yanında
anıldığımda bana salat getirmezse bu iki melek "Âllah
seni bağışlamasın" diyerek beddua ederler.
(Diğer) melekler de bu iki meleğin beddualarına "âmîn"
derler. Allah da (bu bedduayı kabul eder) (Kurtubî, el-Câmi' Li
Ahkâmil-Kur'an, Beyrut 1985, XIV, 233).

Türkçemizde salavât veya salavât-ı şerîfe
dediğimiz kelime bu âyette geçen salât kelimesinin çoğuludur.
Âyetten de anlaşıldığı gibi salat: Allah'ın
salatı, Meleklerin salatı ve müminlerin salatı olmak
üzere üç kısma ayrılır.

a. Allah'ın Peygamberi'ne salat etmesi: O'na
rahmeti ve ondan hoşnut olması, O'na yardım etmesi,
tebliğ ettiği İslâm dinini yayarak O'nun
şanını artırması, O'nun işlerini bereketli
kılması, ismini yüceltmesi, ona ahiret mükafatlarını
vermesi ve getirilen salatı kabul etmesi anlamına gelir.

b. Meleklerin salatı şu anlama gelir:
Melekler Hz. Peygamber'i çok severler; O'na en yüce makamları
vermesi, dininin ve şerîatının gelişmesi ve O'nu yüksek
derecelere ulaştırması için Allah'a dua ederler, istiğfar
ederler; O'na salat getirenlere Allah'ın rahmetini dilerler.

c. Müminlerin salatı: O'na saygı ve tazimde
bulunmaları, O'nunla ilgili duada bulunmalarıdır.
Allah'tan, tebliğ ettiği dinin güçlenmesini,
şanının artmasını dilemek ve Cennetteki
Makam-ı Mahmud'u ve ümmetine şefaat etme hakkını ona
vermesini istemektir.

Müminlerin Allah'ın Rasûlü (s.a.s)'ne salat
etmelerinin gereğini anlatan âyetin şu anlama geldiği
kaydedilmektedir: "Ey Allah'ın Rasûlü Muhammed vasıtasıyla
doğru yola ulaşanlar! O'nun gerçek değerini takdir etmeli
ve size olan büyük nimetleri sebebiyle ona şükran duymalısınız.
Siz cahiliye karanlıklarında kaybolmuştunuz; size bilgi
ışığını ulaştırdı. Ahlâken
çökmüştünüz; sizi ahlâkın yüceliklerine ulaştırdı
da bu gün çevrenizdekiler bu yüzden sizi kıskanıyor.
Barbarlık ve vahşete dalmıştınız; o sizi yüksek
bir medeniyete ulaştırdı. Kâfirler, size bu nimetleri
verdi diye ona düşman oldular; yoksa şahsen o hiç birine zarar
vermemiştir. Bu nedenle, ona şükran ve minnetinin ifadesi
olarak siz ona bu insanların düşmanlık ve kinlerine
eşit veya ondan daha ateşli bir şekilde onu yüceltmeli ve
ona saygı duymalısınız; onların kötülük
isteklerine karşılık siz daha içten bir şekilde onun
iyiliğini istemeli ve meleklerin gece gündüz ona dua ettikleri gibi
siz de dua etmelisiniz: "Ey Alemlerin Rabbi! Senin Peygamberin nasıl
bize sayısız nimet ve lütuflarda bulunmuşsa, sen de ona
sınırsız ve sonsuz rahmetini göster, onu bu dünyada en
yüksek makamlara ulaştır ve ahirette de sana en yakın olma
şerefini bahşet" (Mevdudî, a.g.e., IV, s. 451).

Ayette geçen "selâm" kelimesi,
eksikliklerden ve her türlü musibetlerden korunmuş olmayı
Allah'tan niyaz etme anlamını taşır. Hz. Peygamber'e
selam vermek, müminlerin birbirine verdiği gibi kabr-i şerifini
ziyaret ettiğimizde O'na selam vermek, ayrıca zaman zaman ve
özellikle ismi anıldığında manevi şahsiyetini
selamlamaktır. Salat, selam manasını ihtiva ediyorsa da,
selamda insanların O'na itaat etmeleri ve O'nun
şeriatını yaşamalarını dilemek gibi özel
manalar vardır.

Namazların ikinci ve dördüncü rekatlarında
okuduğumuz "Et-Tehiyyâtü" diye başlayan duada geçenn
"Eyyühennibiyyu ve rahmetullahi ve berekâtüh" cümlesi Hz.
Peygamber (s.a.s)'e selamdır. Bu duayı okuyan mümin, Allah'ın
Rasûlü'ne selam vazifesini ifa etmiş olur.

Salavat konusundaki âyet, Hz. Peygamber'e salavât
getirmenin farz olduğunu göstermektedir. Ancak âyette bunun tekrarına
deyinilmemektedir. Hz. Peygamber'e salat ve selam getirmenin hükmü
konusunda bir kaç görüş bulunmaktadır. Hz. Peygamber'e salat
ve selam getirmenin şekli miktarı, hükmü, anlamı vesair
konuları, İslâm alimleri bu mevzuda yazmış
oldukları özel kitaplara konu yapmışlardır. Bu tür
kitaplara iki örnek vermemiz mümkündür. Bunlardan birisi hicrî 751 yılında
vefat etmiş olan Allâme İbn Kayyim el-Cevziyye'nin "Cilâul-Efhâm
fi's-Salati ve's Selami ala hayril-Enam " adlı eseri,
diğeri de hicrî 902'de vefat etmiş olan Şemseddin Muhammed
b. Abdirrahman es-Sehâvî'nin "el-Kavlu'l-Bedî' fı's-Salati
alel-Habîbiş-Şefı"' (Kahire 1988) isimli eseridir.
Hz. Peygamber'e salat ve selam getirmenin hükmü konusundaki görüşleri
şöylece özetlemek mümkündür:

1. Sahih olan görüşe göre Hz. Peygamber'in ismi
anıldıkça salat getirmek farzdır. Bu hususta bir çok
hadis rivayet olunmuştur. Az evvel sözünü ettiğimiz eserlerde
bu tür hadisleri bir arada görebilmek mümkündür. Bu hadislerden bir kısmı
şöyledir: Hz. Peygamber buyuruyor: "Kıyamet gününde bana
halkın en yakın olanları ve şefaatime hak
kazananları, bana en çok salâvât getirenleridir" (Tirmizi,
Vitir, 21); "Yanında ben anıldığım halde
bana salavat getirmeyenin yüzü yere sürülsün, hakarete uğrasın"
(Tirmizi, Deavât, 100; Müsned, II, 254); Kim bana bir salavat getirirse
Allah Teâlâ bu yüzden o kimseye on misli mağfiret eder" (Müslim,
Salat, 70); En cimri (bahîl) olan yanında
anıldığım halde bana salat-u selam getirmeyendir"
(Tirmizî, Deavât, 100; Müsned I, 201); "Günlerinizin en
faziletlisi Cum'a günüdür. O günde bana çok salavat getirin; zira
sizin salat ve selamlarınız (melekler vasıtasıyla)
bana arzolunur". Âshab-ı Kiram sordu: "Ya Rasulallah!
Getirdiğimiz salavat size nasıl arz olunur; halbuki siz
çürümüş bulunacaksınız?". Rasûl-i Ekrem (s.a.s)
Efendimiz: "Allah Teâlâ Peygamberlerin cesetlerini yer yüzüne
haram kılmıştır" cevabını verdi (Ebu
Davud, Salat, 201; Vitr, 26; Nesâî, Cum'a, 5; İbn Mace, İkame,
79, Cenâiz, 65; Darimî, Salat, 306; Müsned, IV, 8);

"Şüphesiz ki, benim üzerime salavat getiren
kimsenin selamını almak için Allah bana ruhumu iade eder"
(Ebu Davud, Menâsik, 96).

İbn Ebî Leylâ şöyle demiştir: Ka'b b.
Ucre ile bir defasında karşılaştım, bana şöyle
dedi: Sana Peygamber (s.a.s)'den işittiğim bir hediye vereyim
mi? Peygamber (s.a.s) bizim yanımıza çıktı. Biz O'na:

- Ya Rasulallah! Bizler Sana nasıl selam
okuyacağımızı öğrendik. Fakat Sana nasıl
salat okuyacağız? Dedik. Rasûlüllah (s.a.s) bize:

Âllahümme sallî alâ Muhammedin ve alâ âli
Muhammedin. Kema salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrahime
inneke Hamîdun Mecîdun.

Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli
Muhammedin. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrahime
inneke Hamidun Mecîdun ".

(Allahım! Muhammed'e ve Muhammed'in âli üzerine,
İbrahim'in âli üzerine salât ettiğin gibi salât et: Şüphe
yok ki, Sen Hamîd'sin, Mecîd'sin. Allahım! Muhammed'e ve
Muhammed'in âline, İbrahîmin âline bereket ihsan ettiğin gibi
bereket ihsan eyle! Şüphesiz ki, Sen Hamîd'sin Mecîd'sin)
(Buharî, Enbiyâ,10; Daavât, 31, 32; Müslim, Salat, 65, 66, 69).

Namazda okunan teşehhüd duası bu hadiste açıklanan
lafızlardan daha farklı lafızlarla da rivayet
olunmuştur. Bütün bu salavatlar, lafızları farklı
olmakla birlikte aynı anlamı taşımaktadır. Bu
salavatlarla ilgili şu bir kaç noktanın çok iyi anlaşılması
gerekmektedir:

Birincisi, salavatların hepsinde Hz. Peygamber
(s.a.s) müslümanlara, kendisine selam ve salat göndermenin en iyi
yolunun, Allah'a "Allahım Muhammed'e salat eyle" diye dua
etmek istediğini söylemektedir. "Allahümme salli alâ
Muhammedin" diye dua eden bir kimse aslında Allah
karşısında kendi acizliğini kabul ediyor ve
"Allah'ım, ben Rasûlüne gerektiği gibi salat gönderemem.
Bu yüzden sana yalvarıyorum; benim yerime sen ona salât et ve bu
hususta benden dilediğin hizmeti al" (Mevdudî,
Tefhîmul-Kurân, IV, 453).

İkincisi, Hz. Peygamber (s.a.s) bu duayı
sadece kendisine hasretmemiş; ashabını,
hanımlarını ve soyundan gelenleri de buna dahil
etmiştir. Hanımları ve soyundan gelenlerle ne
kastedildiği bellidir. "Âl" kelimesi ise sadece Hz.
Peygamber'in ev halkını değil, onu takib eden ve onun sünnetine
uyan herkesi içine alır (Mevdûdî, a.g.e., IV, 453).

Üçüncüsü, Hz. Peygamber (s.a.s) tarafından öğretilen
tüm bu (dua ve selamlar) ile, ona Hz. İbrahim ve onun Âline salât,
rahmet ve bereketin aynısını indirmesi için Allah'a dua
edilmektedir. Allah, Hz. İbrahim'e (a.s) yer yüzünde başka hiç
kimseye ihsan etmediği bir nimet vermiştir. Peygamberliği,
vahyi ve Kitab'ı hidayet kaynağı olarak kabul eden Müslüman,
Yahudi yahut Hıristiyan olsun, bütün insanlar Hz. İbrahim'in
önderliğini kabul etmiştir. O halde Hz. Peygamber'in (s.a.s) söylemek
istediği şudur: "Allah'ım! Hz. İbrahim'i bütün
peygamberlere inananların sığınağı
yaptığın gibi, beni de bütün peygamberlerin sığınağı
yap ki; risalete inanan hiç kimse benim peygamberliğime inanma
nimetinden mahrum olmasın" (Mevdudî, a.g.e., IV, 454-455).

Rasûl-i Ekrem (s.a.s)'e salat ve selam getirmenin
hükmü ile diğer görüşler de şöyledir:

Ömürde bir defa salât getirmek farzdır.
İsmi her anıldığında salat getirmek vacibtir.
Ancak bir mecliste ismi çok defa anılsa da bir defa salat getirmek
yeterlidir.

Namazda salat getirmek gereklidir. Namazda salat
getirmek Hanefi, Malikî ve Cumhur'a göre sünnet; İmam Şafi ve
Ahmed b. Hanbel'e göre ise farzdır. Onlara göre salat terkedilirse
namaz bozulur.

Duanın başında ve sonunda salat getirmek
vacib olup, duanın kabulü için şarttır.

Burada, "Allah'ın Rasûlü (s.a.s) bizim
salat ve selâmımıza muhtaç mıdır" şeklinde
bir soru akla gelebilir. Elbette ki bunun cevabı
"hayır!" olacaktır. Ancak bazı sebeplerden
ötürü insanlar O'na salat ve selam getirmeye muhtaçtırlar.

Allah O'na salat ve selam getirmemizi emrediyor. Bizim
için gerekli olmasaydı emretmezdi.

Bize Kur'an'ı tebliğ eden, dünya ve
âhirette mutlu olmanın yollarını gösteren Yüce
Peygamberimiz salat ve selam O'na bir teşekkürdür.

Her Peygamberin kabul olunan bir duası
vardır. O bu duasını ümmetine şefaat etme
hakkını elde etmede kullanacağım bildirdiği ve
ümmetinin yarısından fazlasının şefaati ile
Cennet'e gireceğini açıkladığı için, O'na salat
ve selam, bu hakkı elde etmesinde O'na manevî bir yardımdır;
aslında nefsimiz için şefâat talebinde bulunmaktır. O'na
salat ve selam, O'nunla gönül râbıtasını kuvvetlendirmek
ve feyzimizi arttırmaktır ki, buna bir kulların
ihtiyacı vardır.

Allah'ın Rasûlü Hz. Muhammed'e salat ve selam
getirmek Allah'ın emri olduğu için, özellikle ismi anıldığında
ona salat ve selam getirmemek günahtır. Peygamberimiz (s.a.s)
kendisi ile ilgili bu gerçeği bir hadislerinde şöyle açıklamaktadır:
"Yanında ben anıldığımda bana salat
getirmeyenin yüzü yere sürülsün, hakarete uğrasın "
(Tirmizi, Daavât, 100, Müsned, II, 254).

Ebu Hureyre'nin rivayet ettiğine göre Allah'ın
Rasûlü (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Bana salat
getirdiğiniz zaman benim için Allah'dan "vesîle'yi"
isteyiniz. "Sahabiler tarafından soruldu:

Ya Rasulallah! Vesîle nedir?

"Vesîle, Cennet'in en yüksek derecesidir. Oraya
ancak bir kişi yükselecektir. O kişinin de ben
olacağını ümit ediyorum" (Müsned, II, 265).

Peygamberimiz (s.a.s) için Vesîle'yi istemek O'nun
şefaatine ermemize vesîledir. Nitekim ezan okunduğu zaman
ezandan sonra kendisine salat getirip Vesile'yi isteyene Allah'ın
izni ile şefaat edeceğini peygamberimiz müjdelemektedir ve
sallallahu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi va sahbihi ve sellim.

Sabahaddin YILDIRIM


Konular