Şamil | Kategoriler | Konular

Mekruh

MEKRÛH

İslâm'ın, yükümlü müminlerin bazı
fiillerine verdiği vasıf. Kerahet kökünden ism-i mef'ul.
Kerahet; istememek, hoşlanmamak ve çirkin görmek demektir. Mekrûh
ise; istenmeyen, hoşa gitmeyen, çirkin iş
anlamındadır. Bir fıkıh terimi olarak mekrûh; Allah
ve Resulunun, yapılmamasını, bağlayıcı
olmayan bir tarzda istediği fiildir.

Yükümlünün fiilleri şu hükümlerden birisine
girer: Farz, vacip, sünnet, müstehap, mübah, haram, mekruh ve müfsit (bk.
"Ef'âl-i Mükellefin" mad.). Hanefîler dışındaki
çoğunluk fakihlere göre, bu fiiller; vâcip, mendup, haram, mekruh
ve mübah olmak üzere beş tanedir.

Haram ve mekruh arasında bazı
yakınlıklar vardır. Her ikisi de yasaklanan ya da hoş
karşılanmayan veya çirkin olan fiilleri ifade eder. Ancak haram,
Allah ve Resulunun kesin ve bağlayıcı şekilde
yapılmamasını istediği fiilleri kapsar. Buna şu
nasslar örnek verilebilir: "Size analarınız,
kızlarınız... (ile evlenmek) haram kılındı"
(en-Nisâ, 4/23). "Müslüman bir kişinin malını onun
gönül rızası olmaksızın (almak) helâl olmaz"
(Ahmed b. Hanbel, V, 72); "Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı
öldürmeyin" (el-En'âm, 6/151).

Mekruhtaki yasaklık ise haramdaki kadar kesin ve
bağlayıcı değildir. Bir fiilin kerahet derecesinde
yasak oluşu ayet ve hadislerde kullanılan bazı ifadelerden
ve kastedilen kavramlardan anlaşılır. Kerahet lâfzının
veya kesin haramlık bildirmediğine dair bir karine bulunan nehiy
sıygasının kullanılması, ya da nassla fiili
yapmamayı özendirici ifadelerin yer alması, mekruhu haramdan
ayıran belli başlı özelliklerdir.

Şu hadis-i şerifte haram ve mekruh fiilleri
birlikte görmek mümkündür:

"Şüphesiz Allahü Teâlâ, analara saygısızlık
göstermeyi, kız çocuklarını diri diri gömmeyi, verilmesi
gereken hakkı önlemeyi ve hak edilmeyen şeyi istemeyi haram
kılmıştır. Yine Allah, dedikoduyu, çok soru sormayı
ve malları heder etmeyi sizin için mekruh görmüştür" (Buhârî,
Rikâk, 22, Zekât, 53; Müslim, Akdiye, 10, 13, 14; Malik, Muvatta',
Kelâm, 20; Dârimî, Rikâk, 38).

Mekruh anlamı taşıyan nehiy
sıygasına şu ayet örnek verilebilir: "Ey iman edenler,
Cum'a günü namaza çağrıldığı zaman, hemen
Allahı anmaya koşun ve alış-verişi
bırakın"(el-Cum'a, 62/9). Bu ayetteki, "alışverişi
bırakınız" sözü, "alış-veriş
yapmayınız" anlamında, haramlık bildirecek bir
nehiy uslûbudur. Ancak buradaki yasaklama, bizzat alım-satıma yönelik
olmayıp, alım-satım fiilinin dışındaki bir
durumdan kaynaklanmış olmaktadır. Bu da, cuma namazı
sırasında yapılacak alış-verişin namaza
gitmeyi engellemesidir. Bu yüzden cuma namazı ile yükümlü
bulunmayan kadın, çocuk veya gayri müslimlerin bu saatte alış-veriş
yapmaları caiz görülmüştür.

Yasağın dış bir sebebe
dayanması yüzünden Hanefîler böyle bir alışverişe
"tahrimen mekruh" derler ve akdi geçerli sayarlar. Çoğunluk
fakihlere göre ise, bu alış-verişin hükmü haramdır
(bk. İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, Kahire 1952, II,
167-168; ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletuh,
Şam 1985, II, 263-264, IV, 240).

Bazen fiilin yapılmamasını özendirici
bir ifade kullanılmış olabilir. Meselâ; Hz. Peygamber
şöyle buyurmuştur: "Mehrin en iyisi en kolay
olanıdır" (Ebû Dâvud, Nikâh). Bu hadiste mehirde aşırı
gidilmemesi teşvik edilmektedir.

Hanefîlerde, haram ve mekruh kavramları,
diğer mezheplere göre ban farklılıklar gösterir.
Hanefîlere göre, haram; Kur'ân, mütevâtir veya meşhur sünnet
gibi kesin bir delil ile kesin ve bağlayıcı tarzda,
yapılmaması istenen fiildir. Zina, ribâ, şarap içmek, kan
ve murdar ölmüş hayvan eti yemek gibi... Haramın hükmü ise;
fiili işleyenin cezaya çarptırılması, o fiilin
haramlığını inkâr edenin kâfir ve mürted sayılmasıdır.

Mekruh tahrîmen ve tenzîhen olmak üzere ikiye ayrılır.

a) Tahrimen mekruh:

Allah ve Resulunun bir fiilin
yapılmamasını, kesin ve bağlayıcı tarzda
istemiş olmakla birlikte, bu istek haberi vahit gibi zannî bir delil
ile sabit olmuşsa, buna "tahrîmen (harama yakın)
mekruh" denir. Şu hadisi buna örnek gösterebiliriz: "Kişi,
kardeşi izin vermedikçe, kardeşinin alış-verişi
üzerine alış-verişe girişmesin ve dünürlük
üzerine dünürlük yapmasın." (bk. Buhârî, Nikâh, 45;
Müslim, Büyü', 8, Nikâh, 38, 49, 52, 54, 56). Hadiste, satış
üstüne satış ve dünürlük üstüne dünürlük yapmaktan sakınılması
kesin ve bağlayıcı bir tarzda istenmektedir. Bunun hükmü,
haram olması gerekirken, hadisin haber-i vahit olması nedeniyle
"Tahrimen mekruh" sayılmıştır.

Tahrîmen mekruhu işlemek cezayı gerektirir.
Ancak inkâr eden dinden çıkmaz.

b) Tenzîhen mekruh:

Allah ve Resulunun koyduğu yasağın,
kesin ve bağlayıcı nitelikte olmaması halinde, fiil
"tahrimen (helâla yakın) mekruh" adını
alır. Camiye gidecek kimsenin soğan ve sarmısak vb. kokusu
çevreyi rahatsız edecek şeyleri çiğ olarak yemesi gibi.
Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Soğan ve
sarmısak yiyen kimse, mescidimize gelmesin, evinde otursun."
(Buhârî, Ezan, 160; Ebû Dâvud, Et'ime, 41). İkindi
namazından sonra, güneş batmadan az önceye kadar nafile namaz
kılmanın hükmü de tenzîhen mekruhtur.

Tenzîhen mekruhu işlemek cezayı ve
kınanmayı gerektirmez. Ancak her iki çeşit mekruhu
terkeden kimse övülür. Hanefîler dışındaki mezhep
imamları, Hanefîlerin Tahrîmen mekruh saydıkları fiilleri
de haram kapsamına alırlar. Onlar, haram anlamında yasak
edilmediğine dair işaret bulunan fiiller için yalnız
"mekruh" terimini kullanmakla yetinirler. Meselâ; "Ey iman
edenler, size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri
sormayın..." (el-Mâide, 5/101) ayeti ile Allah, sizin için
dedikoduyu, çok soru sormayı ve malı boşa harcamayı
hoş görmedi" (Buhârî, İstikrâz. 19) hadisi buna örnek
gösterilebilir (bk. M. Ebû Zehrâ, Usûlü'l-Fıkh, y.y., 1377/1958,
s. 45, 46; Zekiyüddin Şa'ban, Usûlü'l-Fıkh, Terc.
İbrahim Kafi Dönmez, Ankara 1990, s. 217 vd.; "Haram",
"Kerahet" maddeleri).

Şamil İA


Konular