Şamil | Kategoriler | Konular

ısmet

İSMET

Ma'sum olma, kötülük ve günahlardan korunmuş
olma, peygamberlerde bulunması vacip olan sıfatlardan biri.
Peygamberler, insan olmaları itibariyle günah işleme gücüne
sahip oldukları halde, Allah tarafından korunmuşlardır.
İşte, onların bu özellik ve sıfatlarına ismet
denir. Zira Peygamberler, gerek sözlerinde ve gerek fiillerinde
kendilerini lekeleyecek, değerlerini düşürecek hatalardan
korunmuşlardır. Meselâ; peygamberler, peygamberliklerinden
önce ve sonra en büyük günah olan Allah'a şirk (ortak)
koşmaktan korunmuşlardır. Yine İlâhî vazifelerini
yerine getirip, Allah'tan aldıkları vahyi insanlara bildirirken
unutmaları ve hata etmeleri, onlar hakkında câiz değildir.
Peygamberlikten önce çok nâdir olarak küçük hatalar yapmaları mümkün
ise de peygamber olmalarıyla birlikte halleri Allah tarafından düzeltilir.
Peygamber olduktan sonra ise kesin olarak büyük günah işlemezler.
Ancak, birtakım hikmetlere uygun olarak kendilerinden sehven zelle*
denilen küçük hatalar meydana gelebilir, fakat onlar kendi hallerine bırakılmazlar.
Peygamberler de bunda ısrar etmezler. Peygamberlerin amel defterleri
tertemizdir. Onlara günah adına bir şey yazılmaz (Nureddin
es-Sabûnî, Mâturidiyye Akaidi, Terc. Bekir Topaloğlu, Ankara 1979,
s. 121-122; Ali Arslan Aydın, İslâm'da İman ve
Esasları, İstanbul 1975, s. 195-196).

Peygamberlerin ismet sıfatı yani ma'sum
olmaları hususunda bazı farklı görüşler vardır.
Bir kısım, insanlar içinde ma'sum olanın, yani
Peygamberlerin, isyan etme ve günah işleme gücüne sahip olmadığını
iddia ederler. Bir diğer grup ise, isyan ve günahın onlar için
de mümkün olduğunu düşünürler. Bunlar hür iradeyi inkâr
etmezler. Ma'sum olmanın; zorla yaptırmaya varmamak
şartıyla, Allah'ın insanda yarattığı bir
şey olduğu ve insanın onunla isyana
kalkışmayacağını bildiği şeklinde
ortaya koyarlar. Bu görüşe sahip olanlar, ismet
sıfatının, günah işleme gücüne sahip olmama tarzındaki
birinci anlayışın yanlışlığına
akıldan şöyle bir delil getirirler. Eğer durum
onların dediği gibi olsaydı, ma'sum olan bu ismetinden
dolayı övülmeye hak kazanamazdı ve emir, yasak, sevap, ceza
gibi hususlar anlamsız olurdu. Bu görüş taraftarları
nakli delil olarak da Kur'an-ı Kerîm'den "De ki, ben de sizin
gibi bir insanım..." (el-Kehf, 18/110). "... Ve Allah
katında başka ilah tutma" (el-İsrâ, 17/39); "Eğer
biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık andolsun,
onlara neredeyse yaklaşacaktın" (el-İsrâ, 17/74)
ve"Ben kendimi tebriye (temize çıkarma) edemem..." (Yusuf,
12/53) ayetlerini gösterirler.

Ma'sum olmanın yani ismet sıfatının
mümkün olduğuna dair de dört sebeb gösterilir:

1- İsmet sıfatına sahip olan peygamberin
bedeninde veya nefsinde, kötülükten alıkoyan bir
alışkanlığı gerektiren bir özelliğin
bulunması.

2- İsyanların yerilmesi ve itaatın
övülmesini bilmeleri.

3- Bu bilgilerin Allah'tan devamlı gelen açıklama
ve vahy ile desteklenmesi.

4- Unutma veya uygun ve doğru olanı terketme
kabilinden bir şey kendisinden meydana gelmiş olsa,
uyarılır ve kendisine doğru olan gösterilir.

İşte, bu dört özellik biraraya geldiğinde
de şüphesiz kişi günahlardan ma'sum olur (Muhammed b. Hüseyin
Fahreddin er-Râzî, Kelâm'a Giriş (el-Muhassal), çev. Hüseyin
Atay, Ankara 1978 s. 221-222).

Necip TAYLAN

Naci YENGİN


Konular