Şamil | Kategoriler | Konular

Kevser

KEVSER

Çokluk, pek çok şey, her şeyin çoğu
Cennetteki bir ırmak veya havuz. Kevser, peygamberlik, Kur'an,
İslâm, hayır, saâdet, şefaât, namaz ve Peygamber (s.a.s)'in
mûcizeleri olarak tefsir edilmiştir.

Araplar sayısı çok, miktarı yüksek, kıymeti
yüce olan her şeye Kevser derler. Bu bakımdan Kevser kelimesi
yukarıda sayıları manâları ihtiva ettiği gibi
genel anlamda hayırlı olan her şeyi de içine alır
Kur'an-ı Kerim'de Allah: "Ey Muhammed! Doğrusu sana Kevseri
verdik" (el-Kevser, 108/1) buyurmuştur. Âyette, hu kelime
geçtiği için de sûreye Kevser sûresi adı verilmiştir.
Sahîh olan rivâyete göre kevser, Hz. Peygamber'in ümmetinin kıyamet
günü başında toplanacağı havuz veya
ırmaktır.

Yine sahih olan rivâyete göre Kevser havuzu
cennettedir. Havuz ile kevserin aynı olduğu rivâyet edilmişse
de, kevser cennetteki ırmağın ismidir. Bir rivâyete göre,
havuzdan çıktığı için bu havuza da kevser denilmiştir.

Havz-ı kevser cennet kapılarının
yanındadır. Sahih görüşe göre, iki tane havuz vardır.
Biri sırattan önce mahşer yerinde; diğeri ise cennettedir.
Bunların ikisine de kevser havuzu denilir. Hz. Peygamberin ifadesiyle,
kevser havuzu; son derece büyük olup, suyu kar'dan daha soğuk,
baldan daha tatlı ve miskten daha güzel kokuludur (Ahmed b. Hanbel,
II, 132). Bardakları gökteki yıldızla birdir (Tirmizî Kıyâme,
14; Ahmed b. Hanbel, III, 225). Bu havuzun başına önce Hz.
Peygamber (s.a.s) geçecek ve takım takım, cemaatler halinde
gelen ümmetine ondan şerbetler sunacaktır. İçmek
saadetine eren bahtiyarlar ebediyyen susamak nedir bilmeyeceklerdir.
Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur:
"Benim havzım Eyle ile Aden arasındaki mesafeden daha
uzundur. O kardan daha beyaz, sütle karışık baldan daha
tatlıdır. Kabları yıldızların adedinden
çoktur" (Müslim, Tahâre, 36). Ancak bir takım insanlar havuza
yaklaşmışken araya bir engel konularak ondan içemeyeceklerdir.
Hz. Peygamber bu durumu şöyle anlatmıştır: 'Ümmetim
havza, benim yanıma gelecek. Ben de tıpkı bir adamın
kendi develerinden başkasının develerini kovduğu gibi
birtakım insanları havuzumdan kovacağım" Sahâbîler
"Ey Allahım peygamberi, Sen bizi tanıyabilecek misin?"
dediler. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle cevaplandırdı: "Evet
sizin başka hiç kimsede bulunmayan bir simanız olacak, benim
yanıma abdest eserinden yüzleriniz ve ayaklarınız nurlu
olarak geleceksiniz. Ama sizden bu grub yanıma gelmekten mutlaka
alıkonulacak ve gelemeyecekler. Ben "Ya Rabbi! Bunlar benim
ashabımdandır" diyeceğim. Bana bu Melek şöyle
cevap verecek: "Onların senden sonra ne bid'atler çıkardığını
biliyor musun?" (Müslim Tahâre, 38).

Havz-ı kevseri ispat eden hadisler manevi mütevatir
derecesini bulmuştur. Elliden fazla sahâbe tarafından bu
hadisler rivâyet edilmiştir. Dalâlet fırkalarından Haricîler
ve Mutezile'den bir kısım âlimleri havuzu inkâr etmişlerdir.
Hz. Peygamber'in havuzdan kovacağı fırkalar, münafıklar
ve mürtedlerdir. Çünkü onlar mü'minler gibi önce abdest aldıklarından,
elleri ayakları nurlu gibi haşredilirler, fakat Hz. Peygamber
onları simalarından tanır ve havuzun başından
kovar bazı alimler bu kovulanları büyük günah sahibi
mü'minler ve bid'atları küfre varmayan bid'at fırkalarıdır
şeklinde yorumlamıştır. Hariciler, Rafıziler ve
diğer bid'at grupları buna dahildir.

Bir rivâyete göre her peygamberin bir havzı
vardır. Havzının başında elinde asası
olduğu halde duracak ve ümmetinden tanıdıklarını
davet edecektir. Hz. Peygamber (s.a.s) havuzunun büyüklüğü ve
havuzu başında toplanacak ümmetinin çokluğu ile
diğer peygamberlere temayüz edecektir.

Kevserin başka bir manası da şöyle açıklanabilir.
"Biz sana Kevser verdik." Buradan ayrıca şu anlamda çıkmaktadır:
"İslâm düşmanları, senin mahvolduğunu, sana
daha önce verilen nimetlerden de mahrum olduğunu sanıyorlar.
Ama gerçek şu ki, biz sana sınırsız iyilik ve
sayısız nimetler bağışladık." Bunun içine
nübüvvet, Kur'an, ilim ve hikmet gibi büyük nimetler de girer. Bu,
tevhid ve hayat nizamının nimetini de kapsamaktadır. Bu
nimet, herkesin anlayacağı akıl ve fıtrata uygun, bütün
dünyaya yayılabilecek özellikteki evrensel usûlleri içerir ve
sürekli yayılma gösterir. Bu, Rasûlüllah'ın davetinin daha
sonra evrensel bir ümmet meydana getirmesine ve bu ümmetin hak din
İslâm'ın bayraktarı olması nimetine de şâmildir...
(Mevdudi, Tefhimü'l Kur'ân VII, s. 265).

Zübeyr TEKKEŞİN


Konular