Şamil | Kategoriler | Konular

Zeyneb binti cahş (r.a)

ZEYNEB binti CAHŞ (r.a)



Zeyneb binti Cahş b. Riâb b. Ya'mur b. Esed b.
Hüzeyme. Rasûlüllah'ın aynı adı taşıyan iki
hanımından biri. Zeyneb binti Cahş, anne tarafından
Hz. Peygamberle akrabadır. Annesi, Hz. Peygamberin halası,
Ümeyme binti Abdülmuttalib'tir. Babası, Mekke'ye dışardan
gelip yerleşmiştir. Mekke'de 588 yılında
doğmuş ve hicretin beşinci yılında Hz.
Peygamberle evlenmiştir (İbn İshak, Siretu İbn
İshak, Tahkik: M. Hamidullah, Konya 1981, 244).

Zeyneb binti Cahş, Hz. Peygamberin
hanımları arasında hakkında islâm düşmanları
ve bilhassa hristiyanlar tarafından en fazla gürültü koparılanıdır.
Onun, gerek ilk evliliği, gerekse ikinci evliliği farklı
çevrelerce değişik şekillerde yorumlanmış ve
daima gündemde kalmıştır. Hz. Zeyneb'in Rasûlüllah ile
olan evliliğini anlayabilmek için tarihî ve sosyolojik bazı
gerçekleri çok iyi bilmek gerekir. Aksi takdirde yanlış bir
değerlendirme yapılmış olur. Gerçi bu anlayış,
bütün tarihî olaylar için geçerlidir. Fakat burada daha bir önem
kazanmaktadır. Zira eskiden beri yerleşmiş olan ve
neredeyse bir din haline gelmiş bulunan âdetlerin kaldırılması
söz konusu olmaktadır. Bu âdetleri ortadan kaldırmak toplum
anlayışında farklı reaksiyonlara sebep olur.

İslâm'dan önceki Câhiliyye döneminde yaşayan
güçlü örf ve geleneklerden biri de evlatlığın öz evlad
gibi muamele görmesiydi. Hatta bu sebeple başlangıçta Zeyd b.
Hârise'ye, "Zeyd b. Muhammed" deniyordu. Yani "Muhammed'in
oğlu. Zeyd". Bu anlayışa göre hareket edildiği
takdirde elbetteki öz evlad ile baba arasındaki hükümler neyi
gerektiriyorsa evlatlık ile baba arasındaki hukuk da bunu
gerektiriyordu. Bu cümleden olarak evlatlığın
hanımı, öz oğlun hanımı gibi kabul ediliyordu. Köklü
ve değişmez bir gelenek haline gelen başka bir
anlayışa göre de üst tabakaya mensup, asil ve zengin kızların
fakir veya kölelerle evlenmemesiydi.

Bilindiği gibi Allah elçisinin en önemli tebliğ
metotlarından biri de Allah tarafından gelen emir ve
yasakları önce kendisinde uygulaması, şayet bunları
kendi şahsında uygulama imkânı yoksa veya böyle bir
imkân bulamamışsa, o emir ve yasakları en yakın
akrabasında uygulaması idi. Zira o, insanları bir
tarağın dişleri gibi eşit kabul ediyordu. Ona göre,
Allah korkusu ve takvadan başka hiç bir faktör insanlara ayrıcalık
getirmemeliydi. Nitekim Kur'ân bu konuda; Allah katında en
şerefliniz, takvaca en ileri olanınızdır" (el-Hucurât,
49/13) diyordu. Buna göre Câhiliyye döneminden beri devam edip gelen
imtiyazlı sınıf hakimiyeti ortadan kalkmalıydı.
İslâm toplumu, eşitlik ve adalet üzerine kurulmalıydı.
Bunun için de en hassas konulardan biri olan evlilikle bu iş gerçekleşmeliydi.
Medine'ye hicret eden halasının kızı ve Abdullah b.
Cahş'ın kız kardeşi olan Zeyneb, bu iş için
bulunmaz bir fırsattı. Zeyneb'in evliliğinden söı
edildiği bir günde eski ve kötü âdetin kaldırılma
zamanının geldiğine hüküm ederek Zeyneb'i evlatlığı
Zeyd için istedi. Fakat ne Zeyneb ne de kardeşi Abdullah, soylu ve hür
bir kadının azad da edilmiş olsa bir köle ile evlenme
teklifini hoş karşılamadılar. İkisi de
dayızadeleri olan Allah'ın elçisine böyle birinin kendileri
için uygun olup olmayacağını sordular. Onlara göre eşraftan
birinin kızı azad edilmiş bir köle ile evlenemezdi. Zeyneb
daha da ileri giderek kendisinin böyle biri ile evlenemeyeceğini söylüyordu.

Rasûlüllah, Zeyd'in İslâm'daki ve kendi yanındaki
değerini onlara anlatıp onun ana ve baba tarafından da
soylu bir kimse olduğunu söyledi. Ancak onlar, Allah elçisine olan
derin sevgi ve muhabbetlerine ve ona itaat etme konusunda son derece titiz
davranmalarına rağmen bu evliliğin gerçekleşmesini
istemiyorlardı. Bunun üzerine;

"Âllah ve Rasûlü bir işe karar verip hükmettiği
zaman, mü'min bir erkekle, mü'min bir kadın için işlerinde
muhayyerlik (seçme hakları) yoktur. Kim, Allah ve Rasûlüne isyan
ederse, muhakkak ki o, apaçık bir sapıklık etmiş olur"
(el-Ahzâb, 33/36) âyet-i kerimesi nâzil oldu. Bunun üzerine Zeyneb,
Allah ve Rasulünün emrine itaat etmek için Zeyd ile olan evliliğe
razı oldu. Fakat bu evlilik pek iyi işleyen bir seyir takib
etmedi. Bu sebeple ancak bir sene kadar devam etti. Bununla beraber,
İslâm'ın yerleştirmek istediği eşitlik ve adalet
anlayışı artık kök salmış ve örnek bulmuş
oluyordu. Bununla beraber bu evlilik hayatı, ikisine de mutluluk
getirmedi. (Bu evlilik esnasındaki olaylar ve Zeyd'in durumu
hakkında geniş bilgi için bk. Ziya Kazıcı, Hz.
Muhammed'in Eşleri ve Aile Hayatı, İstanbul 1991, 233-235)
Çünkü, Zeyneb, dindar ve Allah'tan korkan bir kadın olmasına
rağmen sülalesi, güzelliği ve asaleti ile iftihar ediyor,
azadlı bir köle olan kocasına iğneleyici sözler söyleyip
tepeden bakıyordu. O, akrabasının evine bir köle olarak
giren bir azadlının nikahı altında bulunmayı bir
türlü hazmedemiyordu. Bu sebeple de her fırsatta
kocasının kalbini kırıyordu. Zeyd artık buna
dayanamadı. Hz. Peygambere müracaatla karısını
boşamak istediğini bildirdi. Rasûlüllah, bu durumdan çok
müteessir oldu. Çünkü evlenmelerini bizzat kendisi istemişti. Bu
sebeple her defasında Âllah'tan kork, karını boşama"
(el-Ahzab, 33/37) diyordu. Bununla beraber bu evlilik yürümedi ve Zeyd,
karısını boşamak zorunda kaldı. Böylece Zeyneb
binti Cahş serbest kalmış oldu.

Aradan bir süre geçtikten sonra bu defa sıra
başka bir kötü âdedin kaldırılmasına gelmişti.
Bu ise evlatlıkların hanımlarının öz evladın
hanımı kabul edilip öz gelin muamelesine tabi tutulması
idi. Bu sırada İslâm hukukî bakımından evlatlık
müessesesini temelden değiştirmiş ve bir kişinin
sadece öz babasına nisbet edilebileceğini ilkesini
getirmişti. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de bu anlamda şöyle
denilmektedir:

"Onları (evlatlıklarınızı)
babalarının ismiyle çağırın. Bu, Allah
katında daha doğrudur. Eğer babalarını
bilmiyorsanız o halde (onlar) din kardeşleriniz ve
dostlarınızdır" (el-Ahzab, 33/5). Bunun üzerine Hz.
Peygamberin evlatlığı olan Zeyd de, Zeyd b. Hârise diye
çağırılmaya ve daha sonraki nesillerce de bu isimle
anılmaya başlandı (Ahmed b. Abdullah et-Taberî,
es-Simtu's-emin, 106). Zeyd, Hz. Peygamberin evlatlığı idi.
Buna göre onun hanımı olan Zeyneb de Rasûlüllah'ın öz
gelini değildi. Evlatlık müessesesinin Kur'ân'ın emri ile
kaldırılmasından sonra bunun bir kalıntısı
olan "evlatlık hanımlarının, evlad edinenler
tarafından alınmayacağı"
anlayışının da kaldırılması gerekiyordu.
Uygulamadaki prensibe göre bu âdetin kaldırılmasında en
uygun durumda olan ise bu defa Hz. Peygamberdi. Hz. Peygamber de bunu
biliyordu. Ancak ortaya çıkacak fitne ve dedikodular onu
korkutuyordu. Ama İslâm'ın getirdiği bu prensip,
kesinlikle kendisi üzerinde uygulanacaktı. Nitekim bu husus Kur'ân'da
şöyle ifade edilir:

"Âllah'ın açığa çıkarıcı
olduğu şeyi kalbinde gizliyordun. Ve halktan korkuyordun.
Halbuki korkulmaya en ziyade layık olan Allah'tır. Zeyd, o
kadından alakasını kesince biz onu sana zevce (eş)
yaptık ki, mü'minlere evlatlıklarının kendilerinden
alakalarını kestikleri (boşadıkları) zevcelerini
almakta bir müşkülat olmasın. Allah'ın emri yerine
gelecektir" (el-Ahzab, 38/37)

Enes (r.a)'ın bildirdiğine göre Zeyneb boşanıp
iddeti bitince Rasûlüllah, Zeyd b. Hârise'ye gidip, Zeyneb'i kendisi
için istemesini söylemiş. Başlangıçta Zeyd'e zor ve ağır
gelen bu vazife, Zeyd tarafından yerine getirilmiştir. Fakat
Zeyneb bu konuda Allah'ın emrini beklediğini söyledi. Bunun
üzerine yukarıda temas edilen âyet-i kerime nâzil oldu. Bir
rivayete göre Zeyneb'in ilk adı "Berre" idi. Hz. Peygamber
bundan böyle isminin Zeyneb olduğunu söyleyerek onun ismini değiştirir.
Bundan sonra hep Zeyneb olarak anıldı (İbn Abdi'l-Berr,
el-İstiâb, IV, 306-307).

Kur'ân âyeti ile meydana gelen bu evlilik, Câhiliyye
döneminin kötü bir âdetini daha ortadan kaldırmış
oluyordu. Böylece Hz. Peygamber, hem Zeyneb'in hem de akrabalarının
ilk arzuları doğrultusunda onunla nikahlandı.

Hz. Peygamber Zeyneb'le evlenince münafıklar
dedikodu yapmaya başladılar. Onlar, işi o kadar ileriye götürdüler
ki, "Muhammed oğlun karısının babaya haram
olduğunu bildiği halde kendisi oğlunun
hanımını nikahladı" dediler. Bunun üzerine Allah
Teâlâ el-Ahzab süresinin kırkıncı âyetini indirdi.
Burada meâlen: "Muhammed, erkeklerinizden birinin babası
değildir. Fakat o, Allah'ın rasûl ve peygamberlerin
sonuncusudur" (el-Ahzab, 33/40) denilmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'in
yapmak istediği ıslâh, İslâm'ın bu defa evlilik
yasakları mevzuunda, evlad edinilmiş (evlatlık) ile öz
evladı aynı gören âdet hakkında idi. Bir şahsın
evlatlığından boşanan veya dul kalan kadını,
ebedî olarak böyle bir baba ile evlenemiyordu. Bu âdet o kadar köklü
bir şekilde yerleşmişti ki, müslümanlar arasında
bile hiç kimse böyle bir evliliği düşünemezdi.

Gerçekten, bu kadar basit ve bazı
reformların yapılmasına yönelik olan bu izdivacı,
bilhassa islâm düşmanları ve Batının müteassıb
yazarları dillerine dolayarak bu konuda çeşitli senaryolar
hazırladılar. Buna göre, Hz. Peygamber, Zeyd'in evde bulunmadığı
bir sırada onu aramaya gelmiş, evde Zeyneb'i görmüş ve
ona hayranı olmuştur. Bunun üzerine Zeyd, hanımını
boşamıştır. Bu şekilde düşünenlerin tamamının
gözden kaçırdıkları bazı önemli noktalar
bulunmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, bu noktaları
bilmeyerek değil, kasıtlı olarak gözden uzak tutmaya çalışmışlardır.
Bunlar, Zeyneb'in Hz. Peygamberin yakın akrabası olduğunu,
onun Medine'ye hicret eden ilk müslümanlar arasında
bulunduğunu, Rasûl-i Ekrem'in Zeyd ile evlenmeden önce
Rasûlüllah'a varmak istediğini kabul ediyorlar. Sonra da ilk münafıkların
yaptığı gibi iftirada bulunmaktan da çekinmiyorlar.

Şayet Hz. Peygamber, Zeyneb'i almaya istekli
olsaydı onu bakire iken almasına kim mani olabilirdi? Acaba Hz.
Peygamber daha önce halasının kızı olan Zeyneb'i görmemiş
miydi? Bunu söylemeye imkân var mıdır? Hz. Peygamberin
Zeyneb'le olan evliliğinden önce kadınlar tesettüre (örtünmeye)
riayet etmiyorlardı. Çünkü bu dönemde tesettürle ilgili emirler
henüz gelmemişti. Zeyneb'in gerek Zeyd, gerekse Hz. Peygamber ile
evlenmesi hicâb (örtünme) âyetlerinden önce idi. Buharî ve diğer
sahih hadis kaynaklarında hicâb âyetinin inmesi ile ilgili bilgiler
bulunmaktadır. Buna göre bunların inmesi, Hz. Peygamberin
Zeyneb'le evlenmesinden sonra olmuştur (Bu konuda daha geniş
bilgi için bk. Buharî, Tefsiru'l-Kur'ân (33) 8; Kazıcı, a.g.e.,
239-241).

Tamamen hayal mahsûlü olan ve münafıkların
dedikodusu sebebiyle ortalığa yayılan fitneden dolayı
bu izdivaçla ilgili olarak müsteşrik ve misyonerler büyük bir
faaliyetin içine girmişlerdir. Bu konuda bir piyes yazanlardan biri
Woltaire'dir. Woltaire, tarihî gerçeklerle taban tabana zıt olan
piyesi yazarken papadan iltifat görmüştü. Daha önce afaroz edilmişken
yazdığı bu tiyatro eseri üzerine papa tarafından
"Oğlum Voltaire.." diye başlayan bir mektup alarak
iltifata nail olmuştur (Bu piyes hakkında daha geniş bilgi
için bk. Zekai Konrapa, Peygamberimiz, İslâm Dini ve Aşere-i Mübeşere,
İstanbul 1963, 485-487).

Dinsizliği kabul ettiği bildirilen bu adam,
sadece İslâm'a hücum ettiği için papa tarafından
affedilmekle kalmamış, aynı zamanda da papanın
"oğlum" hitabına mazhar olmuştur. Gerçekte
normal bir evlilik olan bu izdivaç, bilhassa İslâm düşmanları
tarafından devamlı olarak gündemde tutulmaya çalışılmıştır.
Bunun sebebi de herhalde dinî taassub olsa gerektir.

Hz. Peygamberle evlendiği zaman otuz beş
yaşında bulunan Zeyneb binti Cahş'ın düğününde
Rasûlüllah, büyük bir ziyafet vermişti. Hicretin beşinci
yılında meydana gelen bu izdivacın, üçüncü yılda
olduğunu söyleyenler olmuşsa da bu görüş pek doğru
kabul edilmemektedir. Çünkü hicâb âyeti bu evlilikten sonra inmişti.

Hz. Zeyneb, Rasûlüllah'ın diğer
hanımlarına karşı övünür ve "Sizi Peygamberle
aileleriniz evlendirdi. Halbuki beni yedi kat göklerin üstünden Yüce
Allah evlendirdi" diyordu. İbn Kesir'in naklettiği bir
habere göre Zeyneb, Hz. Peygambere "Diğer
hanımlarının sana karşı nazlanamayacağı
üç şeyle nazlanabilirim" demiş. Bunlar:

1- Senin dedenle benim dedem aynı kişi (Abdülmuttâlib)dir.

2- Beni sana nikâhlayan Allah'tır.

3- Aradaki elçi Cebrail aleyhisselâmdır
(İbn Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, IV, 148). Hz. Zeyneb'in bu
şekilde övünmeye de hakkı vardı. Zira o, hem güzel, hem
Hz. Peygamberin akrabası hem de nikahı Allah tarafından
kıyılmıştı. Hz. Aişe bu sebeple onu
kıskanmaktan kendini alamamıştır. Hatta
"Allah'ın ona yaptığı ikramdan dolayı bize
karşı üstünlük taslar demiştim" diyen Hz.
Aişe, bu hareket ve davranışında
yanılmamış görünmektedir (İbn Hacer, el-İsâbe,
IV, 307). Zira bizzat Zeyneb, Hz. Peygamber'in huzurunda: "Ya
Rasûlüllah! Allah'a yemin ederim ki ben, senin diğer
eşlerinden biri gibi değilim. Onları, babaları,
kardeşleri veya aileleri evlendirdi. Benden başka, Allah'ın
gökte seninle evlendirdiği var mıdır?" diye soruyordu
(İbn Sa'd et-Tabakat, VIII, 102-103; İbn Hacer, el-İsâbe,
IV, 307). Keza, İbn Sa'd'da bulunan başka bir habere göre Hz.
Ümmü Seleme'nin kızı Zeyneb, annesinin Zeyneb binti
Cahş'tan bahsederken ona rahmet okuduğunu ve Hz. Aişe ile
onun arasında meydana gelen bazı hadislere değindiğini
söyleyerek şöyle der: "Zeyneb dedi ki: Vallahi ben,
Peygamberin diğer kadınları gibi değilim. Onlar,
mehirle evlendiler. Onları akrabaları evlendirdi. Beni ise
Allah, kendi elçisi ile evlendirdi. Allah, kitapta (Kur'an) benim hakkımda
âyet indirdi. Müslümanlar onu okurlar ki, bu ebediyyen değişmez."
Ümmü Seleme dedi ki: "Peygamber onu severdi. O, saliha, çokça
namaz kılan, oruç tutan ve sadaka veren bir kadındı"
(İbn Sa'd, et-Tabakat, VIII, 103).

Zeyneb binti Cahş'ın geliri senelik 12 bin
dirhemdi. Fakat o, bunu alır almaz derhal fakir ve yetimlere
dağıtırdı. Hatta onun bu parayı
aldığı zaman "Ey Allah'ım! Gelecek yıl beni
bu paraya ulaştırma. Çünkü o bir fitnedir" dediği
rivayet edilmektedir. İslâm âleminin ikinci halifesi olan Hz. Ömer
bu durumu öğrenince onun kapısı önünde durmuş içeriye
selam göndererek: "Daha önce gönderdiğimi
dağıttığını duydum. Bin dirhem daha gönderiyorum
ki onu elinde tutasın" demişti. Hz. Ömer bin dirhem daha
gönderdi. Fakat, o eskiden beri yaptığını aynen
tekrarlamış ve elindekini dağıtmıştı
(İbn Sa'd, et-Tabakat, VIII, 110). O, ölmeden önce kendisi için
kefenini hazırlamıştı. Hz. Ömer de ona ikinci bir
kefen gönderdi. Öldüğü zaman kendisinin hazırladığı
kefen kız kardeşi Hamne tarafından sadaka olarak
başkasına verildi (İbn Sa'd, et-Tabakat, VIII, 110;
İbn Hacer, el-İsâbe, VI, 308). Kendisi fakirlere, ihtiyaç
içinde olanlara ve dullara çokça sadaka verirdi. Hz. Aişe'nin onun
ölümü üzerine "Övülmeye layık, çokça ibadet eden, yetim
ve dulların sığınağı gitti" dediği
rivayet edilir (İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 308). Bütün bu
özellikler onda öyle bir halet-i ruhiye meydana getirdi ki sadaka ile o
birbirlerinden ayrılmaz iki unsur haline gelmişlerdi. Hz.
Zeyneb, el işi yapan bir kadındı. Deriyi tabaklar, ondan
deri eşya diker ve bunun gelirini Allah yolunda sarf ederdi. Bu
gayretlerinin boşa gitmediği kısa bir müddet sonra anlaşıldı.
Zira rivayetlere göre Rasûlüllah vefatına yakın günlerinin
birinde:

"Bana en çabuk ve erken kavuşacak
olanınız, kolu en uzun olanınızdır"
buyurmuştur. Umre binti Abdirrahman Hz. Aişe'den şu
rivayeti yapmaktadır: "Biz, Peygamberden sonra herhangi
birimizin evinde toplandığımız zaman
kollarımızın uzunluğunu duvarda ölçerdik. Bu
uygulama, Zeyneb binti Cahş'ın ölümüne kadar devam etti.
Zeyneb, kısa boylu bir kadındı. Allah kendisine rahmet
eylesin, o bizim en uzunumuz değildi. Onun ölümü ile peygamberin
"kolu uzun" ifadesi ile "en çok sadaka veren" demek
istediğini anlamış olduk. Zeyneb et işi yapan, deri
tabaklayan ve bunu da Allah yolunda tasadduk eden bir
kadındı" (İbn Sa'd et-Tabakat, VIII, 108; Ahmed b.
Abdullah, es-Simtu's-Semin, 110-111). Bu rivayet, bizi başka bir
konuyu daha hatırlatmaya sevketmektedir. Buna göre Hz. Zeyneb,
ahirette de Rasûlüllah ile birlikte olacaktır. Başka bir ifade
ile o, daha için Hz. Peygamber bir gün Ömer (r.a)'e; Zeyneb binti Cahş,
evvâhedir" demişti. Bu esnada orada bulunan bir adam: Ya Rasûlüllah!
Evvâhe nedir?" diye sordu.

Bunun üzerine Allah elçisi: "Âllah'a karşı
korkulu bir saygı duyan ve ona yönelip yalvarandır"
dedikten sonra Muhakkak ki, İbrahim, yumuşak huylu (halim) ve
Allah'a yönelip yalvarmıştır" buyurdu (İbn
Abdi'l-Berr, el-İstiâb, IV, 309; Ahmed b. Abdullah et-Taberî,
es-Simtu's-Semin, 111).

Ümmü'l-Mü'minin Zeyneb binti Cahş bütün bu
övgülere layık bir insandı. Dindarlığı, çok
sadaka vermesi, çok ibadet etmesi, ölümünden sonra Rasûlüllah'a ilk
kavuşan olması ve hatta nikahının Allah
tarafından kıyılmış olması onu diğer
kadınlardan üstün kılmıştı. Onun
dindarlığına ve ibadete olan düşkünlüğüne bir
örnek olması bakımından Buharî ve Müslim'in
Sahih'lerinde rivayet edilen bir hadisin meâli burada zikredilmelidir.

Böylece onun namaza ne kadar düşkün olduğunu
ve bunun için nasıl insan üstü bir gayret içinde olduğu görülmüş
olur.

Enes b. Mâlik şöyle dedi: Peygamber mescide
girdiğinde iki direk arasında bir ipin çekilmiş
olduğunu gördü. Bu ip nedir? diye sorunca ashab;

"Bu, Zeyneb'in ipidir. Zeyneb, (namazda ayakta
durmaktan) yorulunca bu ipe tutunur" dedi. Bunun üzerine "Hayır
(ibâdette böyle güçlük olmaz), bu ipi çözün, sizden biriniz zinde
ve kuvvetli oldukça namazı (ayakta) kılsın. Yorulunca da
otursun" buyurdu (Buharî, Teheccüd 18; Müslim,
Salâlu'l-Misafirin, 31).

Hicretin yirminci yılında (641) vefat eden
Zeyneb binti Cahş, Rasûlüllah'ın vefatından sonra ona
kavuşan ilk hanımı idi. Vefatında, dönemin halifesi
olan Hz. Ömer cenaze namazını
kıldırmıştı. Dört tekbirle kılınan
namazdan sonra bizzat kendisi kabre inip onu defnetmek istemişse de
bu istek Hz. Peygamberin diğer hanımları tarafından
reddedilerek kendisinin kabre inmesinin helal ve doğru
olmadığı hatırlatılmıştı. Ancak
onun yakınlarından olan kimselerin buna hakkı olduğu
bildirilmiştir. Bunun üzerine onun yakın akrabalarından
olan iki kişi kabre inip onu Baki' mezarlığına
defnettiler. Hz. Ömer, bütün müslümanların çıkıp onu,
son yolculuğuna uğurlamasını istemiştir. Vefat
ettiği zaman 53 yaşında idi (İbn Sa'd, et-Tabakat,
VIII, 110-111; İbn Abdi'l-Berr, el-İstiâb, IV, 309).

Zeyneb binti Cahş'tan on bir hadis rivayet
edilmiştir. Bunların ikisinde Buharî ve Müslim ittifak etmişlerdir
(ez-Zehebî, Siyeru A'l-amin-Nübelâ, II, 218).

Ziya KAZICI


Konular